www.soL.org.tr
"Hukukun ve adaletin olmadığı bir ülkede yaşamı savunmak için…"
11 Aralık 2006, Pazartesi

F Tipi cezaevlerindeki tecride karşı mücadele eden Avukat Behiç Aşçı ölüm orucunun 250'nci gününü geride bıraktı.

soL Avukat Behiç Aşçı'nın 5 Nisan 2006'da başlattığı ölüm orucu eylemi 10 Aralık Pazar günü 250'nci gününü doldurdu. F Tipi hapishanelerdeki tecrit uygulamalarına son verilmesi için mücadele eden Aşçı, mücadelenin kazanılacağı konusunda umutlu.

Behiç Aşçı'nın yanı sıra 1 Mayıs'tan beri Adana'da ölüm orucunu sürdüren Gülcan Görüroğlu ve aynı tarihten beri Uşak Hapishanesi'nde ölüm orunda olan Sevgi Saymaz cezaevlerindeki tecride karşı mücadelenin başını çekiyorlar.

19 Aralık 2000'de ülkenin dört bir yanındaki 20 cezaevine düzenlenen kanlı operasyonda 28 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi. DSP'li Bülent Ecevit'in Başbakanlığı ve yine DSP'li Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün Adalet Bakanlığı sırasında gerçekleşen katliamın ardından siyasi hükümlüler, F Tipi olarak tabir edilen, mahkumların bir ya da üç kişilik hücrelerde kalmaya zorlandıkları, birbirlerinden ve dış dünyadan keyfi bir şekilde tecrit edilebildikleri cezaevlerine nakledildiler.

Bu doğrultuda 19 Aralık katliamının öncesinde, 20 Ekim 2000'de başlatılan ölüm oruçları devam ettirildi. F tiplerine ve tecride karşı sürdürülen direniş, hücre tipi cezaevlerinin amacının hükümetçe iddia edildiği gibi güvenlik değil, siyasi mahkumların fiziksel ve psikolojik açıdan harap edilmesi olduğunu vurguluyordu.

Mahkumların F tipi cezaevlerine nakledilmesinden kısa süre sonra bu kaygılar doğrulandı. Çok sayıda mahkumda, sürekli kısa mesafeye bakmaktan kaynaklı görme bozukluğu gibi, tıbbi rahatsızlıklar ortaya çıkarken, bazı mahkumlar ise sürekli hücrede, dış dünyadan kopartılmış olarak tutulmaya dayanamayıp intihar ettiler. Tüm bunlara ek olarak siyasi mahkumlara dönük keyfi uygulamalar, bazı dönemlerde yakınlarıyla ve avukatlarıyla görüştürülmemeleri vb, F tiplerindeki tecridi ve insanlık dışı koşulları daha da ağırlaştırdı.

2000 yılından bu yana, cezaevlerinde ve dışarıda tecride karşı sürdürülen ölüm orucu mücadelesinde 122 kişi yaşamını yitirdi. Bu süre boyunca siyasi partiler, emek örgütleri ve demokratik kurumlar pek çok girişimde bulundular. Gerek Ecevit hükümetinin, gerek onu izleyen Tayip Erdoğan hükümetinin suskunluk ve umursamazlık duvarına çarpan tecrit karşıtı talepler bugün Behiç Aşçı, Gülcan Görüroğlu ve Sevgi Saymaz tarafından ülke gündemine taşınıyor.

12 yıldır avukatlık yapan ve sayısız devrimciyi mahkemede savunan Behiç Aşçı, hukuk ve ceza sistemindeki adaletsizlikleri en iyi gözlemleyebilenlerden. Bir avukat olarak cezaevlerindeki mahkumları başka zeminde ve başka şekilde savunma olanağı kalmadığı için ölüm orucuna başladığını belirten Aşçı, mücadelenin kazanılacağı konusunda umutlu.

Behiç Aşçı'nın eylemine son vermek için beklediği ise yalnızca Adalet Bakanlığı'nın tecrit sorununu çözme yönünde adım atması ve gereken köklü dönüşümler gerçekleştirilene kadar kimi düzenlemelerle tecridin yıkıcı etkilerini biraz olsun hafifletmesi.

"Üç kapı üç kilit" olarak da bilinen tasarı Üçlü bloklar halindeki üç kişilik hücreleri birbirlerine bağlayan kapıların açılması ve böylece dokuz mahkumun, makul büyüklükte bir alanda bir arada bulunabilmeleri. Herhangi bir mimari ya da hukuki değişiklik gerektirmeyen bu önerinin hayata geçirilmesinin Cemil Çiçek'in bir imzasına bağlı olduğu belirtiliyor. Behiç Aşçı'nın kritik durumuna karşın Bakan Çelik'in konuyu gündemine almaktan kaçınması ise "inatlaşma" olarak yorumlanıyor.

Buna karşın Behiç Aşçı ve tecrit karşıtları kazanabileceklerine ve cezaevlerindeki binlerce mahkumun yaşamını değiştirebileceklerine inanıyorlar.

Duyarlı insanlardan tek istedikleri ise seslerini duymaları ve bu kritik dönemde Cemil Çiçek ve hükümet üzerindeki tecrit karşıtı baskıyı arttırmaları.

yazici   mail