(Ender Helvacıoğlu, 21.06.2006)
Bundan böyle her hafta Çarşamba günleri “SoL” okurlarıyla bu köşede birlikte olacağız. Türkiye gibi keskin çelişki bolluğunun yaşandığı bir ülkede, haftada bir yazarak politika gündemini yakalamaya olanak yok. Aylık dergi de değil ki, oturup teori yapasınız. Sanırım, günlük politik olayların altındaki süreçleri yakalamaya, yorum yönü ağır basan bir çizgi tutturmaya çalışmam gerek. Haydi hayırlısı…
Son günlerde halkın politik eğilimlerini saptamaya yönelik iki anket dikkat çekti. Bunlardan biri, ülkemizde anti-Amerikancılığın tavana yükseldiğini gösteriyor. İkincisi ise, milliyetçi, dinci, tutucu düşüncelerin giderek daha fazla benimsendiğini saptıyor. Bence yanlış da değil. Bu iki sonuca, kendimiz de, gündelik deneyimlerimizle ulaşabiliriz. Demek ki Türkiye’de siyaset yapacak olan odaklar, bu zemini dikkate almak zorundadır; malzeme budur.
Bu zeminde devrimcilik yapılamayacağını, çıtayı aşağıya çekmek gerektiğini düşünenler olabilir. Bu yolla halkla buluşulabileceğini sananlar fena halde yanılırlar; olsa olsa sıradanlaşırlar. Devrimci, şartlar ne olursa olsun bir çıkış yolu bulmaya çalışır. “Neden yapılamaz?” sorusunun zaten meydanda olan bin bir türlü “gerçekçi” yanıtını değil, “Ne yapmalı?” sorusunun yanıtını arar. Devrimci gerçekçilik de budur. Çünkü her zaman devrimci bir yol vardır. Kurmay da o yolu arar. Bulursa devrim yapar; bulamazsa zaten kurmay değildir.
Kaldı ki, zemin de o kadar kötü değil. Belki de, sosyalist politika açısından, son 40 yılın en elverişli zeminine sahibiz bugün. Bir kere anti-Amerikancılık bizim gücümüzdür. Tabii ki anti-Amerikancılık anti-emperyalizm anlamına gelmiyor, bu noktada aşırı değerlendirmelerden kaçınalım. Ama anti-emperyalizmin gelişebilmesi için çok uygun bir zemin de yaratıyor, avantajımızı da bilelim. Bugün hiç çekinmeden, rahatlıkla Amerika’ya küfredebilirsiniz; az şey midir bu?
Bugün Türkiye’de hangi sınıflar anti-Amerikandır? Büyük burjuvazi değil, onlar emperyalist sisteme göbekten bağlı. 1999 rakamlarına göre, yani son büyük özelleştirme furyasından önce, Türkiye’deki toplam sermayenin yüzde 60.81’i yabancı sermayedir. Özellikle dev kamu kurumlarının ve bankaların satışından sonra bu oranın daha da yükseklere çıktığı söylenebilir. Kaldı ki “milli” denebilecek sermaye kesimi, ülke yönetiminde etkili olan büyük firmalar değil, küçük ve orta ölçekli işletmelerdir. En büyük 100 veya 500 firma listeleri incelendiğinde bu net olarak gözükür. Demek ki burjuvazimiz esas olarak işbirlikçi, hatta taşeron bir burjuvazidir; ulusal değil. Yüzeyi veya deriniyle devlet katlarının anti-Amerikan olduğunu sanmak ise saflıktan öte bir durum. Bunu bir başka yazımızda daha ayrıntılı inceleriz.
Anti-Amerikan olanlar kimdir o zaman? İşçisi, köylüsü, memuru, esnafı, küçük işletmecisiyle emekçi halk; sen, ben, o… Kısacası, anti-Amerikancılığın gelişmesi ve kökleşmesi, sosyalist ve anti-emperyalist sol açısından oldukça elverişli bir zemin sunuyor. Burjuvazi açısından ise frenlenmesi ve gemlenmesi gereken bir sorundur. Onlar “anti-Amerikan ambalajlı bir Amerikancılık” hokkabazlığını (Kurtlar Vadisi’ne dikkat!) yapabilmek zorundalar; işleri kolay değil, ipin ucu da kaçabilir.
Gelelim muhafazakâr (tutucu) eğilimlerin yükselmesi meselesine. Bizim açımızdan çözümlenmesi gereken esas sorun budur. Nereye gitsek dincilerle, milliyetçilerle karşılaşıyoruz; zaman zaman kışkırtmalar sonucu halktan sopa yenildiği de oluyor. Bu engeli aşmalıyız; ama karşımızdaki burjuvazi veya devlet değil, halk. İşte “kurmay”ın gücü de bu noktada belli olacaktır. Öyle politikalar geliştirilmelidir ki, dezavantaj avantaja çevrilebilsin.
Ne yazık ki bize ayrılan yer bitti; oysa tam da açılmaya başlamıştık. Olsun, bu konu daha birkaç hafta devam eder. Yazımızı bitirmeden önce bir anahtar tespit yapalım, haftaya bunu açarız: Tutucu eğilimler, eskiden olduğu gibi “anti-komünizm”den beslenmiyor. Kaynağı esas olarak “anti-liberalizm”dir. İşte kurmayın kavrayacağı anahtar bu. Sosyalistler de liberalizme karşı değil miydi?
|
Anti-Amerikancılık… Tutuculuk… Ender Helvacıoğlu |
|
Ülkeyi 'satamayanlar' yönetiyor Ergun Çağlayan |
|
Bonapartizm ve jakobenizm hesaplaşması Kemal Okuyan |
![]() | Gerçek işsizlik oranı en az %21 |
![]() | Japonya ve Avustralya asker çekiyor |
![]() | Avrupa anayasasında ayak oyunları |
![]() | Kaymakamdan acayip öğütler |
![]() | Bolivya’da yoksullukla mücadele |
![]() | Seferi Yılmaz tutuklandı |