www.soL.org.tr
'Yalnız ve güzel'
Metin Çulhaoğlu 31 Mayıs 2008, Cumartesi

Nuri Bilge Ceylan, Cannes'da aldığı ödülü "tutkuyla bağlı olduğu" ülkesine adamış. Bir de, Türkiye'yi "yalnız ve güzel ülke" diye nitelemiş.

Bir insan ülkesine "tutkuyla bağlı" olabilir mi? Ülkesini neden "güzel" bulur? "Güzel" bulduğu ülkesine neden bir de "yalnızlık" yakıştırır?

Bunlar öylesine geçiştirilecek sözler değildir. En azından, bu tür tutku ve bağlanmaların "arkaik" sayıldığı, giderek "milliyetçilikle" özdeşleştirildiği günlerde üzerinde biraz durmayı hak etmektedir.

* * *

Türkiye "güzel" bir ülke midir?

Ülkeler söz konusu olduğunda güzelliğin objektif bir ölçüsünü bulmak çok güçtür. Çöldeki bedevi de kendi ortamını güzel bulabilir. Kimileri için İsviçre, kimileri için Çekoslovakya "güzel" ülkedir. Saymakla bitmez.

Ama belirli bir ölçüye göre Türkiye'yi çarpıcı ilginçlikte, bu bakımdan "güzel" saymak mümkün olabilir. Örneğin Türkiye, iklim, bitki örtüsü ve yüzey şekilleri açısından başka pek az ülkede görülebilecek bir zenginliğe ve çeşitliliğe sahiptir. Bu nedenle, Avrupa'nın tümündeki endemik bitki türlerinin büyük bir bölümü Türkiye'dedir; iklim ve bitki örtüsü kuşakları arasındaki geçişlerin sıklığı, ülkeyi bu bakımdan "zengin" kılmaktadır.

Bu zenginliği ve çeşitliliği sevenler olabilir, bunda garipsenecek bir yan yoktur. İsteyen, buna etnik köken çeşitliliğini de ekleyebilir. "Anne tarafım yarı Kürt yarı Arap, baba tarafım Boşnak, benim eşim ise Çerkez" türü açıklamalar öyle her yerde kolay görülmez. Bu zenginlik ve çeşitliliği sevmekte de tuhaf bir yan yoktur.

İnsanlar doğup büyüdükleri ülkelerine öteden beri sevgi duymuş, bağlanmışlardır. Üstelik bunların arasında entelektüel birikimleri ve sanatsal duyarlılıkları açısından hayli "seçkin" sayılabilecek kişiler de vardır. Örneğin Nazım'ın ülkesine "tutkuyla bağlı olduğu" inkâr edilebilir mi? Devam edersek, bir başka örnek 1913 Nobel Ödülü sahibi Rabindranath Tagore'dir. Kendisi, Hindistan ve Bangladeş'in ulusal marşlarının söz yazarıdır. İkincisinin bağımsızlığından önce yazılan şiir, "Benim Altın Bengal'im", daha sonra bu ülkenin ulusal marşı olmuştur. Tagore de, doğup büyüdüğü topraklara "tutkuyla bağlı" biriydi.  

Peki, Woody Guthrie'yi bilir misiniz? ABD'li bir halk ozanı ve şarkıcısıdır.  Resmen parti üyesi olmamış olsa bile sağlam komünisttir. Üstünde "bu alet faşist öldürür" yazılı gitarıyla ülkesini bir uçtan ötekine dolaşmıştır.  Sevmiştir ki, şunları yazabilmiştir: "Bu ülke senin ülken, bu ülke benim ülkem/California'dan New York adasına/Redwood ormanından Golfstream sularına/bu ülke senin ve benim içindir."      

Ulusal Marş söz yazarı Tagore 1941, ABD'de ilkokul çocuklarının bile dilinde dolaşan şarkının yazarı Guthrie ise 1967 yılında ölmüştür. Epey önce öldüklerinden, "milliyetçilik", "şovenizm", "resmi ideoloji söz yazarlığı" gibi suçlamalara muhatap olmaktan kurtulmuşlardır.  

* * *

Ya "yalnızlık"?

Türkiye "yalnız" bir ülke midir? İlk bakışta pek böyle gibi görünmüyor. Başta AB komiserleri, şeyhler, kraliçeler, Devlet ve Hükümet Başkanları, işadamları ve heyetleri, starlar, şunlar bunlar, kısacası ipini koparan Türkiye'ye geliyor. Türkiye'den de resmi-özel bir sürü heyet başka ülkelere gidiyor. Türkiye öyle Myanmar veya Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti gibi bir ülke değil. Küba gibi de değil; üzerinde herhangi bir "ambargo" yok.

Peki, bütün bunlar Türkiye'yi "yalnızlıktan" kurtarmakta mıdır?

İşin aslına bakılırsa, kapitalist sistemin adına "küreselleşme" denilen bugünkü uluslararası entegrasyonu iki yönlü işlemektedir. Sermayenin alabildiğine serbest dolaşımıyla, iletişim araçlarıyla, kitle kültürüyle, çeşitli düzeylerdeki anlaşmalarla birbirine yaklaşan ve birçok bakımdan "içice geçen" ülkeler, diğer yandan bunlara koşut başka süreçlerle içlerine kapanmakta, bu anlamda yalnızlaşmaktadır. "Küreselleşme"nin fazla bol geldiği yerlerde "size yerellik verelim" denmektedir. Bu anlamda, "küreselleşen" her ülke daha fazla yalnızlaşmaktadır. Ancak, Türkiye'nin yalnızlaşması diğerlerinden daha ileri boyutlardadır ve gelinen noktada Türkiye'yi "yalnız ülke" saymakta sakınca yoktur.

Söylenen, daha çok Türkiye'nin "itibarıyla" ilgilidir. Önüne gelenin Türkiye'nin "önemine" işaret etmesine, önüne gelenin AB üyeliğinden AKP'nin kapatılmasına kadar her konuda ahkâm kesmesine bakmayın, Türkiye bugün Cumhuriyet tarihinin en itibarsız dönemini yaşamaktadır. Bu kadar ilgi, verilen bunca akıl, çizilen yol haritaları, yapılan uyarılar, birbirini izleyen tavsiyeler, üretilen senaryolar, yüksek tirajlı yabancı dergi ve gazetelerde çıkan "Türkiye ne olacak?" mealli yazılar, hepsi ancak itibarsız bir nesneye yakışır içerikte ve üsluptadır. Bir ülkenin "avantajları" dendiğinde akla "modern" ordusundan ve her koşulda en düşük ücretle bile çalışabilecek genç nüfusundan başka bir şey gelmiyorsa, o ülke artık kaybetmiştir.

Hiçbir zaman dostu olamayacak meraklıları arasında yalnız bir ülkedir.

* * *

Daha kötüsü, egemen sınıfların ve onların siyasal iktidarlarının hamhalat politikalarının sonucu olan bu itibarsızlaşma ve yalnızlaşmanın, en genel anlamda "halka" da sirayet etmesi, uzantılarıyla toplumu da  "anlaşılmazlık" ve "değer verilmezlik" psikolojine itip yozlaştırmasıdır.

Daha da kötüsü, kimden ne dileneceği, nereden ne çalacağı, kimi nerede ve neden linç edeceği, hangi yabancı kadına nerede tecavüz edeceği belli olmayan güruhların yavaş yavaş "toplum" denen şeyin yerini almaya başlamasıdır.

En kötüsü, "çürümenin", sosyolojik ve sınıfsal bir yapı olarak toplumu erozyona uğratmasıdır.

* * *

Gelgelelim, bütün bu olumsuzluklara karşın Türkiye doğası ve insanıyla gene de güzel bir ülkedir.

"Bir şey çıkmaz" denilen en olumsuz durumlarda bile içinden çok şey çıkartabilmiştir ve bundan sonra da çıkartabilecektir.

Doğal zenginlik ve çeşitlilik dedik, öyle bitirelim. Diyarbakır ile Siverek arasındaki Karacadağ eski bir volkanik kütledir. Baktığınızda dağ izlenimi bile vermez. Çevresi püskürme bazalt taşlarıyla doludur ve ortalıkta bir tek ağaç bile göremezsiniz.

İşte böyle bir Karacadağ'da bile endemik flora çeşitliliği inanılmaz boyutlardadır ve üzerinde nice bilimsel araştırmalar yapılmıştır.

Kısacası, "bir şey çıkmaz" demeyin, çıkar.
            

yazici   mail
Saldırı var!
Burak Gürbüz
Teröristler, paralı askerler ve toprak ilhakçıları
Ernesto Gomez Abascal
'Yalnız ve güzel'
Metin Çulhaoğlu