www.soL.org.tr
1990'lı yıllar!
Kemal Okuyan 23 Ekim 2007, Salı

“Güneydoğu'da çatışmaların en yoğun bir şekilde sürdüğü 1990'lı yıllarda bile Türkiye'de toplumsal barış bu gerilimden etkilenmemiş, ülkede etnik çizgiler üzerinden husumet rüzgârları esmemişti.”

Aydın Doğan’ın savaşa yatan Hürriyet’i değil de “diplomasiye şans vermek”ten söz eden diğer gazetesinde, Milliyet imzasıyla çıkan yazıda bu saptama yapılıyor.

1990’larla fark mı aranıyor? Fark bir değil, çok...

Önce uluslararası ortamdan başlayalım, sonra içeriye bakalım.

1990’lar, Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasının bölgesel dengeler üzerindeki etkisinin yeni yeni hissedilmeye başladığı yıllardı. Böylesine büyük bir gücün alan boşaltması da, birilerinin o boşluklara yönelmesi de zaman alıyordu.

1990’lı yıllarda “yeni dünya düzeni”nin birinci önceliği Avrupa’yı sağlama almaktı ve ABD gözünü bir yandan Ortadoğu’ya dikerken, temel olarak Yugoslavya’yı parçalamakla uğraşıyordu.

1990’lı yıllarda ABD’nin Türkiye coğrafyasına yakın bölgelerdeki askeri varlığı bugünle kıyaslanamayacak kadar sınırlıydı. Türkiye ve Yunanistan vardı, şimdi eski Yugoslavya cumhuriyetlerinin neredeyse tamamı, Romanya, Bulgaristan, Azerbaycan, Gürcistan, Afganistan ve Irak’tan söz ediyoruz.

1990’lı yıllarda ABD Irak’ı hırpalamaya devam ediyordu ama ülkeyi işgal etmiş, Saddam’ı devirmiş değildi. Dolayısıyla Kürt sorununun ekseni Türkiye’den Irak’a kaymamış, Barzani ve Talabani yıllarca hesabını yaptıkları ABD aracılığıyla güç ve iktidar sahibi olmayı henüz becerememişti.

1990’lı yıllarda Kürt sorunu Türkiyeli bir sorundu. Yukarıda değindiğimiz gibi, sorunun ekseni daha önceki kimi dönemlerde olduğu gibi Irak’a kaymamıştı. Buna bağlı olarak PKK konuya Türkiye’den bakıyordu.

1990’lı yıllarda PKK ve onun yakınında siyaset yapanlar kağıt üzerinde ve resmi belgelerde “ayrı bir Kürt devleti”ni daha fazla dile getirmekle birlikte, pratikte bütünlüğü daha fazla gözeten bir yaklaşım sergiliyorlardı. Bugün ne dendiği açık olmamakla birlikte ve tersi yöndeki açıklamalara karşın “ayrılma” bir hedef olmaktan çıkıp bir veri haline gelmiştir.

1990’lı yıllarda PKK ve onun yakınında siyaset yapanlar uzun süre “unutulmuş” bir halkı ve sorunu gündeme sokmuşlardı. Çatışmalar sürerken dahi Kürt halkının mazlumluğu yaygın bir biçimde bilince çıkmıştı. Bugün Türklerin mazlum olarak gösterilebilmesi yalnızca psikolojik savaş ve milliyetçiliğin yükselişi ile açıklanamaz.

1990’lı yıllarda PKK ve onun yakınında siyaset yapanlar ABD’yi merkeze koyan bir stratejiye sahip değillerdi. Aslında bugün bir stratejiden de söz edilemez. Tıpkı Türkiye gibi, ABD’yi merkeze koyan her aktör ABD stratejilerinin parçası haline gelir, ancak onun kapsamında alt stratejiler geliştirebilir.

1990’lı yıllarda devletin Kürtleri ve Kürt sorununu inkar politikası neredeyse bütünüyle illegal yöntemlere dayanıyordu. Devletin illegal örgütlenmesi olarak çetelerin varlığı ve bu sorundaki ağırlığı herkes tarafından bilindiği ölçüde Kürt sorununun aynı zamanda bir demokratikleşme sorunu olarak gündeme gelmesi kolaylaşıyordu. Çeteler ortadan kalkmadı ama bugün sürmekte olan çatışmalarda taraf olan ağırlıklı olarak devletin legal örgütlenmesidir. Toplumdaki psikolojik kopmanın temel nedenlerinden birisi budur.

1990’lı yıllarda Türkiye’de kimse “bölünme olasılığı”ndan söz etmiyordu. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesine ilişkin planlar raflardan masaya inmemişti. Eskiden “bölünme paranoyası”ydı, şimdi devlet açısından bile bir “olasılık”!

1990’lı yıllarda ABD’nin parçalayıcı stratejisinin boyutları kestirilemezken bugün dünyanın her yerinde “ulus devlet” ve “demokratikleşme” projelerinin bir emperyalist strateji olduğu kanaati yerleşmiş durumda.

1990’lı yıllarda Türkiye’de devletin krizinden söz ediyorduk, şimi devletin çözülmesinden. O yıllarda devlet içerisinde biriken tıkanmaları aşmaya dönük arayışlar bir plan dahilinde yürürlüğe konabildi. Şimdi atılan her adım çözülme sürecini hızlandırmaktadır.

1990’lı yıllarda “Kürdün varlığı” resmen kabullenilmemişti, inkara devam ediliyordu, bugün devlet ve sermaye egemenliğinin ideolojik aygıtları açısından “Kürt var” ve “biz Türkler var”! Türkiye Cumhuriyeti devleti çatışmaların en yoğun olduğu dönemde dahi Kürtleri bu denli gözden çıkarmamıştı.

1990’lı yıllarda PKK ile devlet çatışıyordu, bugün Türk-Kürt çatışması için zemin fazlasıyla güçlenmiş durumda.

Değişmeyen neredeyse tek şey, sol adına yapılan hatalar! Bütün farklara karşın, 2000’lerin gelişi 1990’lardan belliydi. Sol 1990’ları da kaybetti, 2000’leri de... Sol, Türk yoksulunu da kaybetti, Kürt yoksulunu da... Ülke de kayıplara karışacak böyle giderse...

Kaybettiklerimizi hızla kazanmak için kayıpları durdurmak, kayıpları durdurmak için kaybettiklerimizi hızla kazanmak gerekiyor.

kokuyan@sol.org.tr

yazici   mail
Nereye?
Aydemir Güler
1990'lı yıllar!
Kemal Okuyan
Sabrın sınırlarını zorlamak
Orhan Aydın
YDD, BOP ve Türkiye
Özgür Müftüoğlu