www.soL.org.tr
Sol ve "sol"
Aydemir Güler 5 Temmuz 2007, Perşembe

Memleketin bir yerinde bir sendikadayız. Elbette sendikanın yöneticileri, aktivistleri sol siyasetin tedrisatından geçmiş insanlar. Biri "sol asgari müştereklerde birleşmeli" diyor. Konu asgari müşterekler arasına anti-emperyalizm girmeyecekse ne girecek gibi bir yere geliyor. "Solcu" çıkış yolunu arıyor: "Bir kereliğine takiyye yapamaz mıyız?"

Yani maksat güçlenmekse, oluşturduğumuz güçbirliğinde anti-emperyalizm unsurunun lafını edip geçsek, fazla kurcalamasak...

Eski bir arkadaşıma rastlıyorum. Göğsünde bir bağımsız adayın adından türetilmiş sloganın yazılı olduğu rozeti var. "Ben, diyor, şunu destekliyorum."

Tercih belli. Bana başarılar dilemek düşer.

Ama kendimi tutamam ki: "Bu türden, şahıs üstüne kurulu bir kampanya yürütmek sol kültürle bağdaşmaz, bu seni hiç rahatsız etmiyor mu?" diye sohbet ediyorum. "Aaa, diyor, ama bak isimler öyle denk geldi; çok hoş oldu."

Kaçsaydınız, o denklikten diyorum.

22 Temmuz 2007 seçimlerinde Türkiye solunun bir dizi kesimi aslında başını öne eğmektedir. Meclise taşınmak için solun kimlik kartına kazılı olması gereken anti-emperyalizmin üzerine bir mendil atılıverir... Nasıl atılmasın ki, oylarıyla meclise taşınmak istediğiniz akım bütün açıklığıyla Avrupa Birlikçidir. Kitlelere taşınmak istenen Barzani ve Talabani sevdasının Bush'a çıktığını herkes bilmektedir.

Kimileri 2007 yazında bu ülkede sol olarak adım atabilmek için bunları sineye çekmek gerektiğini düşünmektedir.

Solcular farklı düşünebilir. Ancak düşüncelerimiz ne denli farklı olsa da, reflekslerimiz, duygularımız bizi yakınlaştırır. Şimdi bir dizi solcu kardeşimizin tuhaf düşünceler adına reflekslerini, duygularını yatıştırmaya çalıştıklarını görmek üzücü olmaktadır.

Görüş ayrılıkları giderilebilir. Demokratik devrim mi sosyalist devrim mi diye tartışabilirsiniz. Ezen ulus milliyetçiliği ile ezilen ulus milliyetçiliğinin ortak ve farklı yanlarını da tartışabilirsiniz. Duygu yolları ayrıldığında ise yapacak bir şey yoktur.

Anti-emperyalizm çok etkin bir ayraç olarak solun diğer kesimlerinin de önünde durmaktadır. Irak işgaline karşı elinden geleni ardına koymayıp mücadele eden kimi solcular şimdi "emperyalizmden ancak milliyetçiler söz eder" diyen bir adayın adının propagandasını yapmaktadır. Farkında mı değiller dersiniz?

Hiç zannetmiyorum. Zaten diğer taraf hiç de takiyye yapmamakta ve görüşlerini alenen dile getirmektedir. O halde bizim savaş karşıtlarımız, zamanında Irak'a canlı kalkan olarak gitmeyi düşünecek kadar gözü pek delikanlı ve genç kızlarımız, şimdi katıldıkları kampanyada mümkün olduğunca çok zıplamaya çalışıyorlarsa, başlarının öne eğildiğini fark ettirmemek istemelerindendir!

Yeni toplumsal hareketlerin mi yoksa işçi sınıfının mı dünyayı değiştirme gücünü taşıdığını tartışabiliriz. Partili solun birey-lider merkezli olup olmadığını, yeni solun taban inisiyatifçiliğini falan da tartışabiliriz. Ama yıllarca taban taban deyip isim yazılı pankartlarla dolaşanlara ne diyebiliriz? Bu arkadaşlarımız başlarını öne eğmektedir.

Bu arkadaşlarımız Türkiye'de solun ve emekçilerin sahip olduğu büyük olanakların farkında değillerdir. Görememektedirler. Onları solun dışında mecralarda gelecek aramaya iten birinci faktör budur. Türkiye'de solun kimliği, başının dimdik durması gereken bir konjonktürde baskın yemiştir.

İkincisi, solun ve emekçilerin olanakları denince TKP'yi duymakta, bu yöne bakınca TKP'yi görmektedirler. Sanki bu nedenle "parti kötü, bağımsız iyi" diye özetlenen bir kampanyaya bile kalkışılabilmiştir. Ne yazık; sol, Irak direnişinden, Latin Amerika devriminden, emekçi halkımızın acılarından enerji türetmek yerine küçük düşünmekte ve olanakların işaret edildiği yoldan geçemeyeceğini hissetmektedir. O yola dönmenin TKP'ye yazacağını varsaymakta ve başlar önde kaçmaktadırlar. Türkiye'de sol geniş hülyalara açılabileceği bir konjonktürde akıl almaz bir ufuk daralması yaşamaktadır.

 

yazici   mail