Daha önce üzerinde durmuştuk. Ülkemizin bilinen tek Nikel-Kobalt yatağı Manisa Turgutlu Çaldağ'da ve bunu bir ingiliz şirketi, European Nickel plc işletmeye hazırlanıyor. İzinlerini tamamlayabilirse ülkemizde kurduğu ve bütününe sahip olduğu şirketlerle bu cevheri çıkaracak, biraz zenginleştirecek ve ham halinde yurt dışına götürecek. Fizibilitesine göre metalin tonunun yaklaşık 9.000 USD olacağı kabulüne göre işletme kâr edecek görünmüş. İçsel geri dönüş oranı yüzde 23,3 ve yatırımın net bugünklü değeri de 136 milyon USD hesaplanmıştı.
Önceki hafta yazmıştık, "serbest pazar"da Nikel metalinin tonu bu yılın Mayıs ayı ortalarında 50 bin doları geçti. Kuşkusuz Enickel'in patronu Simnon Purkiss göklere uçuyordu. Maden bulmuşlardı. Ama izleyen günler düşleri kâbusa dönüştürdü. 20 Mayıs'tan sonra düşmeye başlayan Nikel fiyatları bugünlerde 32 bin dolara kadar düştü. Düşünebiliyor musunuz? 15 yılda yaklaşık 450 bin ton Nikeli çıkarıp götürecekleri işletmeden, hesapladıklarından 17.800 milyon dolar daha fazla gelir elde edeceklerini sanırken, bu ek kazanç şimdiden 9.746 milyon dolara iniverdi. Bir ay içinde kârdan 8.000 milyon dolardan çok kayıp! Kuşkusuz bugünlerin gecelerinde bay Purkiss'in düşlerinde fiyatların daha da düşüp düşmeyeceğine ilişkin karabasanlar yer alıyor.
Zenginin malı (bizim topraklarımızda bulunan ve bizim emekçilerimizin çıkaracağı yeraltı kaynağı) züğürdün (kendi yeraltı kaynaklarını Londra Borsası'nda kurulu sıradan bir şirketçiğe kaptıran yine bizim) çenesini mi yorar demeyip, biz de hammaddelerin ve metallerin fiyatları nasıl ele avuca gelmiyor, bir bakmalıyız.
Frank Veneroso bunu enine boyuna inceliyor.
Ona göre hammadde fiyatları devirsel olarak değişiyor; inip çıkıyor. Ekonomideki salınımlarla birlikte salınıyor. Ama Veneroso'ya göre 1970'lerden beri işler değişti. Kalkınma hızı 1970'ten bugüne yüzde 1 ile yüzde 5 arasında değişerek; ancak, ortalama yüzde 4'ten yüzde 2'ye düşen kalkınma hızına karşın değişik metallerin fiyatlarının neden hızla ve öngörülemez biçimde arttığını irdelmiş Vernoso. Önce nikeli ele alan konuşmacıya göre, petrol fiyatları 1875'ten 1974'e kadar sabitleştirilmiş fiyatlarla ortalama 20 USD/varil iken önce 2. Standart sapma düzeyine çıkmış, izleyen yıllarda 1. Standart sapma düzeyinde sürmüş, 2005'ten sonra yine 2. Standart sapma düzeyine (yüzde 250) çıkmış ve buna ham petrol pazarındaki türevlerde yapılan spekülasyonlar neden olmuşken; nikelde bu artış ortalama 7000 USD/ton'luk ortalamadan 50000 USD/ton'luk bir düzeye çıktığında, artışın yüzde 900 düzeyinde oluşu dikkat çekici idi. Üstelik petrol fiyatının artışı için çeşitli önemli nedenler varken, nikelde böylesi nedenler de yok.
Vernoso'ya göre Wall Street analistleri bu artışı yeni bir çağa girilmiş olması ve Çin ve Hindistan'ın taleplerinin artışına bağlıyorlar. Ama durum öyle değil.
Örneğin Çin Devlet şirketi Jinchuan Grubu'nun web sayfasında şöyle söyleniyordu : "Londra Metal Borsası-LME nikel pazarı aşırı spekülasyonlara ve kuşkulu manipülasyonlara konu. LME artık serbest bir metal pazarı değil, bir spekülasyon cennetine dönüştü." Vernoso da bu görüşe katılıyor. Çeşitli açılardan hesaplar yapan konuşmacı Nikel fiyatlarının böyle aşırı yükselmesi için ne talep ve ne de arz yönünde ciddi bir neden bulunmadığını ortaya koyuyor.
Bakır pazarında da Mayıs 2006'dan önceki 4,5 yılda fiyatlar yüzde 575 artmıştı. Oysa bakır talebi 1980-2005 arasında yılda yalnızca yüzde 2,5 artmış. Evet bu dönemde Çin'in talebi yılda yüzde 12,6 artmıştı; ancak talep Batı Avrupa'da yılda yüzde 1,5 ve ABD'de yılda yüzde 5,5 azalmıştı. 2004 sonbaharından beri pazarda bir arz fazlası var ve bu 600 bin tona ulaşmış; 2005 ve 2006'da da sürmüş; ve 1 milyon tona ulaşmıştı. Pekiyi bu durumda fiyatlar neden artsındı. Spekülasyondan olmalı diyen Vernoso'ya göre yalnızca Kuzey Amerika'da 200 bin ton kadar gizli stok olmalı idi.
Zaten Robbins'e göre dünyada bir yılda üretilen bakırın 2 katı LME'de el değiştirirken, bir de böylesi bir spekülasyon metal pazarında işlerin nasıl yürüdüğünü çok iyi ortaya koyuyor.
Vernoso'ya göre, Alüminyum'da da benzer bir manzara bulunmakta. Financial Times'a ve Reuters'a göre "bir" kuruluş LME'de bulunan Aluminyum stoklarının yüzde 93'üne denk miktarda, yaklaşık 1,7 milyar USD değerinde metali stoklamıştı. Yine de geçmişte bakır ve aluminyum fiyatları eşitken, şimdi bakır fiyatının aluminyum fiyatının 3 katı olması da bugünkü spekülasyonların tercihini ortaya koymakta idi.
Çinko fiyatlarındaki artış 6 kat ve bunu Çin'in talep artışına bağlamak olanaksız; çünkü, dünya çinko ve kurşun üretiminin %30'u zaten orada yapılıyor.
Vernoso, metal fiyatlarındaki bu artışı bazı "Hedge Fon"larının spekülatif amaçla çok büyük ve gizli stoklar yapışına bağlıyor ve uyarıyor.
Bu fonların bazen isteklerine ulaşamayıp kendilerine güvenen çok büyük kaynaklarını da batırabiliyor. Örneğin, geçen yılın 3. çeyreğinde batan Amaranth, doğal gaz pazarındaki spekülasyonlarının başarısızlığını 6 milyar dolar kayıpla bağlamıştı. Vernoso, Amaranth'ın yalnızca tek bir hdge fonu olduğunu ve benzeri yüzlerce fon olduğuna dikkati çekip tehlikenin büyüklüğünü göstermeye çalışıyor.
Fiyatların aşırı düştüğü 1990'ların sonundaki gibi dönemlerde çok sayıda madenin çalışmalarını durdurduğunu; ama fiyatların da çok arttığı dönemlerde her türlü madenin açılıp arzı arttırdığına dikkati çeken konuşmacı, fiyatlar düşükken arama çalışmalarının azaldığını, fiyatlar yükselince arama ve bulunan yeni yatak sayısının da hızla arttığını anımsatıyor. Bu nedenle, aşırı fiyat yükselişinin sektörde denetlenemez bir yıkıma neden olacağı kaygısını dile getiriyor.
Üstelik, yüksek metal fiyatları bu metallerin yerine başka hammaddelerin kullanılması yönünde çalışmaları da kışkırtıyor. Örneğin nikelin yüzde 65'i paslanmaz çelikte kullanılıyor. Ancak, şimdilerde nilkelsiz ya da düşük nikel oranlı çeliklerin üretimi artmaya başladı. Örneğin paslanmaz çelik devi Posco geçen yıl yüzde 14 daha az nikel kullanmış. Üstelik paslanmaz çelik fiyatları da, tüketimi de düşüyor.
Yetmedi, en büyük talebi olan Çin artık metal almayıp lateritik cevher alıp kendi işlemeye de başladı.
Yani Nikel pazarının geleceği karanlık. Örneğin düzenli düşüş sürer, spekülatörler pazardan çekilmek için ellerindeki stokları satmaya başlarsa ne olacak. Hadi, fiyatların dip yapmasını bir yana bırakın; tarihsel ortalaması olan 7000 USD/ton'a inerse ne olacak. Enickel plc'nin fizibilitesi alt üst olacak. Yatağı bir süre elinde tutar, ama işletmeye başlamaz. Henüz alamadığı orman iznini gerekçe gösterip mi kaçar, iki bekçi bırakıp işçilerine ücretsiz izin mi verir, yalancı anlaşmazlıklar çıkarıp tahkime mi gitme uyanıklığını gösterir, belli olmaz.
O zaman işletmenin bütün kirletici girdi ve ürünleri denetimsiz bir biçimde ortada kalacak, çalışanlar kendilerini kapıda bulacak, devlet te alacağı harçlıktan olacak.
Bay Purkiss'in yürek acısı bunlardan ötürü daha da artmaz mı?
Pekiyi bu kadar kesin konuşan Veneroso antiemperyalist mi? Yoksa, komünist mi? Şaşıracaksınız ama o bir itirafçı! Sözün gelişi elbette. Veneroso bu konuşmasını 17 Nisan 2007'de Dünya Bankası'nda, Dünya Merkez Bankaları yetkililerine yapmış. Bir yıl önce katılamayan bir konuşmacının yerine yedek olarak konuşmuş, bu yıl yeniden çağırılışına da teşekkürle başlamış konuşmasına. Veneroso, aslında borsa borsa dolaşan parayı, "yatırımcı"yı kollar ağızla konuşuyor. Spekülasyonlara karşı uyarmaya çalışıyor onları. Ama onun, bakamadığı ayın öteki yüzünde bu spekülasyonla iç edilen değerlerin, dünyanın her yerinde toz toprak ve zehir içinde, patlayıcılarla, kimyasallarla, dev makinelerle çalışan maden emekçilerinin, bu arada mühendislerin yarattıkları artı değer ve doğal kaynakları talan edilen ülkelerin halklarının tüketilen doğal sermayeleri görülüyor. İster Peru'da, ister Moğolistan'da, ister Yunanistan, Makedonya, Filipinler, Gana, vö ülkelerde ve isterse Uşak'ta, Bergama'da, Rize'de, Balıkesir'de madenlerde çalışan emekçilerin ürettikleri artı değer birbirine karışıyor, harman oluyor, elden ele geçiyor ve sonunda bu kez nerede oldukları, yaşadıkları, çalıştıkları bilinmeyen, "online" olarak sırlara gömülü birilerinin hesaplarına geçiyor. Metal pazarındaki fiyatlar spekülatif oyunlarla yükseltildikçe dünyanın her yerinde yeni maden işletmeleri açılıyor, ya da fiyatlar düşükken kârlı olmadığı için kapatılmış olanlar yeniden açılıyor ve dünyanın her yerindeki emekçiler bir seviniyorlar, iş bulduk, geçimizi sağlayabileceğiz diye, düşler kuruyorlar; ardından yaratılan fiyat balonunun işi bitip patlatılınca yine onlar işsiz kalıyor ya da daha düşük ücretlere razı oluyorlar. Bu arada, dünyanın daha gelişmiş ülkelerindeki çalışanlar ya da emeklilerin paralarıyla oluşturulmuş fonlar, spekülatörlerin dolduruşuna gelen fon yöneticilerinin eli ile "Kastelli" oluyor, buharlaşıp uçuyor. Maden emekçilerinin yanında ellerindeki kısıtlı kaynakları bu fonlarda büyütebileceğini umut edenler de buharlaşan değerlerinin ardından göz yaşı döküyor, günler haftalar boyu mavi cam kaplı gökdelenlerin kapısındaki güvenlik görevlileriyle itişip kakışıyor.
İşte küresel kapitalizm, bu demek.
Dünya madencilik sektörünün kaymağını üretenler değil, borsada oynayanlar yiyiyor. Emekçilerin açlık ve tokluğu da hiç tanımadıkları, hiç bilmedikleri küresel sermayenin, sıcak paranın, spekülasyon fonu yöneticilerinin "enter" ve "escape" tuşlarına basan parmaklarının ucunda olacak.
Emekçiler ve kaynaklarını küresel emperyalizme peşkeş çeken ülkeler "offline" olacak; sürüden ayrılmazlarsa.
|
Sadeleştirmek lazım... Gamze Erbil |
|
Londra Metal Borsası kumarhane mi? Tahir Öngür |
![]() | Yurtseverler, Bolu’da yoksullara umut oldu |
![]() | Cavit Çağlar zaman aşımından ‘kurtardı’ |
![]() | Abbas'tan erken seçim sinyali |
![]() | Avrupa’nın başkentinde insanlık dramı |
![]() | ‘Zengin ülkeler bilimde ayrımcılık yapıyor' |