www.soL.org.tr
Sadeleştirmek lazım...
Gamze Erbil 19 Temmuz 2007, Perşembe

“Türkiye-İran anlaşması ABD’yi ve Rusya’yı kızdırdı”, “PKK silahları ABD’den”, “Neoconlarla Türk Baasçıları ittifakı”, “Büyükanıt Kuzey Irak için tam olarak onu demedi de bunu dedi”... yeterince karmaşık.

Bir de buna “CHP ve MHP olursa Kuzey Irak operasyonu tamam da AKP olursa durum biraz belirsiz” gibi saptamaları ekleyin.

Türkiye’nin uluslararası rolü ve seçimden sonraki dış politika tercihlerine ilişkin içinden çıkılmaz karışıklıkta bir tablo elde edeceksiniz.

Peki tablo hiç mi karışık değil?

Tam tersine... ancak karışıklığın da bir “hiyerarşisi” var. Bir de “kronolojisi”...

Tablo, ABD’nin Irak’ta karşılaştığı direnişin ardından karıştı. Direnişle birlikte ABD içindeki farklı çıkar grupları ve/veya politik odaklar arasındaki çekişmeler iyice baskın nitelik kazandı. Şöyle de diyebiliriz: ABD’nin Irak politikasındaki kriz, ülke siyasetinde bir belirsizlik ve “çok seslilik” ortamını beraberinde getirdi.

Bugün ABD dış politikasının tamamen belirsizliklere teslim olduğunu söylemiyorum; ama bildiğini okuyan “tek yanlılık” artık farklı dinamikleri hesaba katarak yol alabiliyor. Çeşitli coğrafyalarda ortaya çıkan direniş odakları, ABD politikasında belli bir yaptırım gücüne sahip ve bunun karşılığı da farklı yanıtları elde bulunduran farklı öznelerin sırasıyla öne çıkması ya da geriye itilmesi şeklinde oluyor. Özetle ABD, birden fazla at ile dış politikasını yürütüyor. Bunun dış politikanın muhatabı olan ülke için karşılığı ise, daha fazla pazarlık ihtimali yanılsaması yaratması oluyor.

Dış politika yazarları da o yüzden işleri bu kadar karmaşıklaştırıyorlar.

Türkiye’deki kutuplaşmanın taraflarının Amerikan karşıtlığını büyük bir riyakarlıkla kendilerine mal etme çabaları bu yüzden karşılık buluyor.

Sadeleştirerek devam etmek gerekiyor.

Türkiye ABD ilişkilerinde köklü bir “sarsıntı” –Abdullah Gül’ün söylediği anlamda- gerçekleştiği durumda bu Türkiye kapitalizminin emperyalist politikalarla uyumlu politikalardan kopuşu anlamına gelmeyecektir. Resmi-diplomatik yollar tıkandığında; emperyalistler başka uygun mekanizmalarla gereğini yapacaktır.

Kuzey Irak senaryoları bir de bu gözle yeniden okunmalıdır.

Bu çerçevede, tüm karmaşaya rağmen netleşmiş verilerle devam edilecek olursa:

. ABD Irak’taki askeri yığınağını revize edecektir. Kitlesel bir var oluşun, daraltılmış ve etkin bir şekilde üslenmiş bir varlıkla yer değiştirmesi başından beri gündemde olan bir plandır ve bugün bunun somut hazırlıkları yapılmaktadır. Bu, resmi olarak 150 bin civarında ABD askerinin önemli bir bölümünün Irak’tan “çekilmesi” demektir ve başlı başına kritik bir iştir. Bu işin güzergahı kadar, güzergah ne olursa olsun “güvenliğinin sağlanması” gibi altbaşlıkları vardır.

. ABD Irak’taki işgalini konsolide etmeye çalışacaktır. Irak’ta durum ne olursa olsun; bölünmüş, darbe yapılmış, iç ya da bölgesel savaş haline terk edilmiş... vs. işgal, büyük ve kalıcı üsler ve içerde söz sahibi işbirlikçilerle sürdürülecektir. İşbirlikçilerin istenir konumda olabilmeleri için ise, birbirleriyle rekabetlerinin sürmesi ve herhangi birinin belli bir sınırın ötesinde güç kazanmaması gerekmektedir. Altını özel olarak çizmek gerekiyor: Buna Kuzey Irak’taki yönetim ve Kürt odaklar da dahildir.

Bu iki başlıkta, bölgedeki ülke ve politik odakların “kaderinin” yeniden belirleneceğini söyleyebiliriz.

Büyükanıt’ın “hazır olduğu ama siyasi irade beklediği operasyon” olasılığını da böyle okumak gerekiyor. Beklenen siyasi irade ABD’nin iradesidir.

***

Seçim atmosferinde, içerde ve dışarda farklı öznelerin kapışmasının gölgesinde çok karmaşık hale gelen “dış politika” başlığında bir diğer sadelik Türkiye’nin asker ihracından vaz geçmeyeceği.

Bu konuda, bir yandan üzücü ama bir yandan da netleştirici bir başka gelişme bugün gazetelere yansıdı. Afganistan’da Türk konvoyu Taliban saldırısına uğradı. Haberin bugünkü haliyle ne kadar doğru yansıtıldığını bilemiyoruz, ancak kesin olan Türkiye’nin müslüman ülkelere asker göndermesinin “uygun” olduğu yönündeki varsayımın çöküşüdür. İşgalci ve direnişçi tarafların konumlarına dair bulanıklık son bulmaktadır. İşgalcilerle işbirliği yapan Türk yönetimi direnişçilerin hedefi olmuştur ve bundan sonra da farklı yerlerdeki Türk askerleri benzer bir tehdidi daha yakıcı biçimde hissedecektir.

Afganistan’da gerçekleşen saldırı, asker ihracı politikalarının sorgulanması için çok önemlidir ve tüm yurtseverlerin bu politikaların değişmez sahiplerinden hesap sorması gerekmektedir. “Şehitler” söylemini yalnızca belli bir biçimde istismar edenlerin hesap vermesi gerekmektedir.

Bugün belki de açıklanmayan ve yarının açıklanması şimdiden mümkün olmayan “kayıpları” için...

yazici   mail