www.soL.org.tr
Usa vurmak
Tevfik Çavdar 13 Kasım 2006, Pazartesi
"Usa vurmak" deyimini lise yıllarnda okuduğumuz, Hasan Ali Yücel
tarafından yazılan "Mantık" kitabında öğrenmiştik. Akla başvurmak, akıl terazisiyle tartma anlamında kullanılmaktaydı. Ben burada ise USA sözcüğünü U.S.A yani A.B.D'nin ingilizcesi olarak, mecazi anlamıyla ele almak niyetindeydim. Son Amerikan seçim sonuçlarıyla oluşan ılımlı, hatta iyimser havanın yarattığı yanılgıya değinmek istiyorum. ABD'yi tanımak, onu gerçek yüzüyle görebilmek için. O ülkenin tarihini, halklarının yapısını bilmekte büyük yarar vardır. Kuzey Amerika yerleşik halklarının (Kızılderililer vb) ellerinde yükselmedi. Sömürgenler (sömürgeciler) onları acımasızca ortadan kaldırarak, soylarını kırarak o toprakların nimetleri üzerine oturdular. Bu eylemlerini de kendi ürünleri filmleriyle tüm dünyaya sergilediler. Vahşi Batı söylemi boşuna ortaya çıkmadı. Avrupa'dan nice umutlarla gelen göçmenler kafilerle batıyı fethe çıktılar. "Pioneer" (öncü) sözcüğü bugün bile özgür, mücadeleci, girişimci ruhunu simgelemek için kullanılır. Türk basınının önde gelenlerinden Ahmet Emin Yalman, 1950'li yılların başlarında bu sözcüğü, Demokrat Partiyi oluşturan, 1946 ruhu için kullanırdı. Kimdi bu öncüler geniş toprakların üzerine oturmak için her türlü eylemi mübah gören, öldüren, çalan, vuran, kıran kişilerdi, İşte ABD binasının temeli budur. Bağımsızlık bildirgesinden bu güne kadar geçen iki yüz otuz yıllık tarih sürecinde ABD, kapitalizmin tüm acımasızlığını bünyesinde taşımıştır. Avrupa ülkelerinin ulus bilincine ABD'de rastlamak pek zordur. ABD halklarını bir arada tutan ekonominin onlara sunduğu olanaklar, fırsatlardır. Bu olanaklar bugün "Amerikan Rüyası" olarak pazarlanmaktadır. Her doğan bu rüya ile büyümektedir. Avrupa ülkelerinin yeni çağda uyguladıkları kolonializm, yakın çağlarda (15-18. yüzyıl) ABD'nın ve onun şirketlerinin ekonomik hegamonyasına dönüşmüş bulunmaktadır.

ABD, M.Duverger'in çok haklı betimlemesiyle taçsız bir krallıktır. Ülkedeki demokrasi kendisine özgüdür. Siyaset sahnesindeki iki partinin örgüt biçimi Avrupa siyasal parti örgütlemesine benzemez. Bu partilerin ne yönetim kurulu, ne genel başkanı, ne de kurultayları vardır. 20.yüzyılın başlarında güçlü bir sosyalist akım varsada bu akım kısa sürede denetim ve baskı altına alınmıştır. Başkan adayları seçimden seçime oluşan toplantıları da (Convention) belirlenir. Adaylar kendi delegelerini eyalet kongrelerinden sağlarlar. Başkanın yetkisi geniştir. Bunun içinde Duverger tarafından taçsız kral olarak nitelenmiştir.

ABd'de siyaseti ekonomik güçler belirler. Temsilciler Meclisi ve Senato üyeliği adaylara çok büyük meblağlara mal olur. Bu fonu karşılamak için bağış kampanyaları düzenlenir. Ne var ki bu bağışların dışında büyük şirketlerin, çıkar gruplarının destekleride söz konusudur. Nitekim 1950'li yılların Başkanı Eisonhower, görevi devrederken yaptığı konuşmada gelecekte, ABD'de siyasetinde silah sanayii ve ona bağlı sanayi gruplarının oynayacağı rolün tehlikesine değinmiştir. Bu uyarı bugün gerçekleşmiştir. Artık Beyaz Saray'ı ve Pentagon'u silah sanayinin, petrol kuruluşlarının baronları yönetmektedir. Yeni muhafazakar grubu (New-Co) ve Başkan George W.Bush'u yaratan, onları adeta kukla gibi oynatan bu savaş baronlarıdır. Sermayenin egemen klânı olan silah sanayi sektörü, 1970'den bu yana etkinleşen yeni liberalizmin vazgeçemeyeceği bir unsurdur. Böylece ekonomi arabasının önüne, 1929 bunalımından sonra tüketimi koşan kapitalizm eninde sonunda insanın tüketilmesi noktasına gelmiş bulunmaktadır.

ABD'de 20.yüzyılın son çeyreğinde adım adım yükselen muhafazakarlık akımı, bir anlamda faşizmin yeni versiyonu olarak algılanmalıdır. Birinci dünya savaşı sonrası Avrupa kapitalizminin yaralarını sarma adına ortaya çıkmaktadır. ABD'nin egemen olduğu küresel kapitalizm, etkinliğini sürdürebilme açısından yeni faşizmi yaşama geçirmeyi kendine görev bilmiştir. Yeni muhafazakarlık her boyutuyla aşırı sağı işaret etmektedir. Din, aile değerleri her Amerikalının bağlı olduğu kurumlardır. Bu kurumlar bugün kapitalizmin yaşatılması ve egemen kılınması için kullanılmaktadır.

Bu durumu saptadıktan sonra gelelim ABD'deki seçimin yarattığı iyimserliğe. Bush'un, daha ötesi ABD'nin sözde demokrasi ihracı ve terörizmle mücadele amacıyla son beş yıldır sürdürdüğü saldırganlığın biteceği yorumlarına. Bu söylemler, ABD ve onun yönettiği günümüz evrensel kapitalizmini anlamanın ya da yığınları yanıltmanın ürünüdür. Demokratların kazandığı seçim ABD'nin saldırgan tavrını belki biraz yumuşatır ama değiştirmez. Dikkat edilirse Demokrat adaylar kampanya boyunca Irak'ta ters giden istilayı eleştirmişler ama bu konuda kendi çözümlerini söylememişlerdir. Şimdi de Bush'un, Rumsfeld'in acımasızlığını maskelemekten başka bir şey yapmayacaklardır. ABD'nın emperyal özentili politikalarından vazgeçmeyeceklerdir. Olsa olsa bu politikalara çok taraflılık süsü vereceklerdir. ABD'de değişen bir şey yoktur. "Amerikan Cinneti" son on yılın değil, son elli yılın, daha öncelerinin olayıdır. Bosna, Kosova, Grenada ve nice küçüklü büyüklü müdahaleler, sosyalist ve dönüşümcü ülkelere yönelik üstü açık ya da örtülü eylemler, milyonlarca insanın kanının aktığı "Made in USA" damgalı cuntalar. Unutulur mu bunlar? O halde sermaye egemenliğine USA VURMAYA devam.


yazici   mail
Usa vurmak
Tevfik Çavdar