www.soL.org.tr
TV kanallarında işler nasıl dönüyor?
6 Aralık 2007, Perşembe

Bir televizyon kanalı emekçisinin, bu sanal dünyanın karmaşık görüntüleri arasında kafası o kadar bulanır ki, reklâmın renkli dünyasını ve çevresindeki parlak insanları gördükçe, ilk birkaç yılını sigortasız geçirmesine ya da yeri geldiğinde uykusuz kalarak çalışmasına rağmen emekçi olduğunu hatırlamayacaktır.

Sinem Burgu Medya, hızla el değiştiren medya grupları ve sık sık şirket değiştiren kanallar, kendisi de zaten fazlasıyla sansasyonel olan medya şirketleri arasındaki ilişkiler ve çok büyülü ve saygın gözüken televizyon dünyası…

Şöhretler, yıldızlar, lafının dinlenildiği düşünülen önemli insanlar, her söylediği ya da her giydiği olay olanlar... Bu insanların makyaj odası dışında, uğradıkları bir yer daha var: Reklam satış ve pazarlama…

Medya gruplarının satış departmanlarında da onlara çok rastlıyoruz...

Onlar bu sanal dünyanın yürüyen neon ışıklı tabelaları... Bir manken, ne dediğini bilmeyen bir “şarkıcı” en ciddi ve saygın televizyon kanalına bile bir gün içinde yüz binler kazandırabilir. Ve biz, televizyon “emekçileri” onlarla aynı koridorlarda yürümekten büyük keyif alırız: Onlar şimdi bizim de sözümüzü dinleyeceklerdir, ne de olsa onların bir sürü küçük ama önemli anına tanıklık edeceğiz... Sonra bunları kahve molalarında kahkahalar eşliğinde birbirimize anlatacağız ve ailemizle bu kadar başarılı çocuklar yetiştirdikleri için bir kez daha gurur duyacağız. 

“Bir kişi bile kalsa, yayın devam eder!”
Televizyon demek, reklâm demek; on binlerce, milyonlarca dolarlık reklâm gelirleri demek, reklâmları satabilmek için bütün gün telefon başında firmalara dil döken ya da kapı kapı dolaşarak kanallarının reklâm kuşaklarını pazarlayan alımlı kadınlar demek. Televizyon kanallarının saygın ve parıltılı görüntülerinin arka tarafında aslında tek bir hedefe odaklanmış koca bir kitle var. Bu kitle elbette ki yayın akışından da sorumlu, yayında en ufak bir aksaklığın ve her bilginin teknik anlamda doğru verildiğinden de sorumlu, ama bu şirketlerin en çok üzerlerine düşülen ekipleri her zaman satış ve pazarlamadır... Çünkü bu renkli dünyayı aslında bu insanlar döndürüyor. Çok iyi metin yazarlarınız, iyi grafikerleriniz, tasarımcılarınız,  spikerleriniz, sunucularınız olabilir. Kameramanlarınız günde 12 saatten fazla çalışıp yine de çok iyi iş çıkartıyor da olabilirler, her yere hızla koşan acar muhabirleriniz de olabilir; tasarımcılarınız şirketinizin yeni yüzü için gecelerce uykusuz kalarak ekrana en uygun olanı,  şirketi en iyi temsil edeni düşünüyor olabilir; herkes çalıştığı yeri kendi evi gibi sahiplenmiş olabilir, metin yazarlarınız size en uygun sloganı bulmak için çırpınıyor olabilir, birileri oturup kanalın “font”u için kafa patlatabilir, ya da başka birileri kanalınızı en iyi temsil eden seslerle, ve bu seslerin sahipleriyle birlikte kanal için çok büyük emek harcayabilir... Her şey yayının hak ettiği biçimde devam etmesi içindir. Burada herkes önce dünyayı kurtardığını zanneder, ama zamanla bu heyecanı kaybedersiniz. Yavaş yavaş silkinirsiniz. Medyada olmak merkezde olmak demek değildir her zaman. Bu gerçekle yüzleşirsiniz önce. Sonra ilk öğrenilen gerçek gelir aklınıza: Yayın, bir kişi kalsa bile devam eder. O kadar da önemli olmadığınız bir kez daha çarpar yüzünüze... Dünyaya iyimser bakanlar için gerçeği anlamak uzun sürüyor... Siz çok önemli işler yaptığınızı zannederken, bu dünyada gerçek, aslında sadece reklâmdır.

Reklâm sanal dünyanın kara para aklama cenneti gibi, herkes biraz reklâmcı, herkes reklâmını satarken dünyanın en ciddi işini yapıyor... 10 saniyelik komik bir animasyon, önce birkaç ikna kabiliyeti yüksek ve bu işten çok ciddi prim alan reklâmcının elinden geçiyor, önce para konuşuyor, reklâm kuşakları satılıyor, daha sonra koca bir departmanın günlerce süren gündemi ve stresi haline geliyor ve en sonunda yayın yönetimin reklâm takibine giriyor. Ve havalarda dolaşan paralar aslında birkaç şirket arasında dolaşıp duruyor...

Para sirkülasyonunda “kaybolmak”

Reklâmları eskiden izlemezdik, artık gözlerimizin ekrana yapışıp kalmasını sağıyorlar ve biz televizyona baktıkça kasalara yüz binlerce dolar akıyor. Bu para sirkülasyonu tahmin edebileceğimizden çok daha hızlı, o kadar hızlı ki, siz bu dünyada kayboluyorsunuz, kimse sizi görmez oluyor, muhatap alınanlar insanlar değil, faturalar artık. O faturalar için elbette ki ayrı bir ekip çalışıyor. Yüz binleri hesaplamak zordur. Birileri daha fazla satmak için uğraşır, birileri daha fazla yayınlatmak için uğraşır. Bütün mesailer sadece buna odaklanır. Bir televizyon kanalı şöhretli insanlarla, güzel kadınlar, yakışıklı erkekler, ekranda engin bilgi ve deneyimlerini konuşturan haber müdürleri, hayran olduğumuz programcılarla dolu makyaj ve konuk odalarından ya da kameralar, kablolar, mikrofonlar ve yoğun koşturmacanın olduğu stüdyolardan ziyade, ana kumandanın hızla bulduğu her fırsatı değerlendirerek ekrana getirdiği reklâmlardır.

Bir televizyon kanalı emekçisinin, bu sanal dünyanın karmaşık görüntüleri arasında kafası o kadar bulanır ki, reklâmın renkli dünyasını ve çevresindeki parlak insanları gördükçe, ilk birkaç yılını sigortasız geçirmesine ya da yeri geldiğinde uykusuz kalarak çalışmasına rağmen emekçi olduğunu hatırlamayacaktır. Çünkü ayrıcalıklı bir dünyanın ayrıcalıklı insanlarıyla çalışmaktadır: parayı ve gücü yönetenlerin arasındadır. Televizyon emekçilerinin bu uykudan uyanması için, gerçeklere kameranın arkasından değil, kameranın önünden, yanıbaşından bakmaları gerekiyor.

Bir de belki bizim, izleyici olarak bizim televizyonları kapatmamız...

yazici   mail