www.soL.org.tr
Piyasa için eğitim!
6 Aralık 2007, Perşembe

Sinema eğitimi, reklam, klip ve dizi piyasasının ihtiyaçlarına göre şekillendiriliyor. Sanat sermayenin hizmetine sunuluyor. Bazı firmalar ajanslarla çalışmak yerine sinema-TV bölümlerine hitap eden yarışmalar düzenleyip burada dereceye giren filmleri kullanmayı "ödül" haline getiriyor.

Özen Şengülen 1980 sonrasında, tüm dünyada estirilen liberal politikalar, ‘90’lı yıllara gelindiğinde Türkiye’de, üniversiteler üzerindeki etkisini daha da artırdı. Kamu harcamalarının eğitimdeki payı, günden güne kısıtlandı ve bir kamu hizmeti olması gereken eğitime, “kişiye bireysel fayda getirdiği” gerekçesi ile bireyin maddi katkısı artırılmaya başlandı. Özel üniversitelerin açılmaya başlamaları ve harçlara yapılan zamlar bu düşüncenin birer uzantısı elbette.

Eğitim harcamalarında devletin rolü azaldıkça, üniversiteler, sermayenin kucağına teslim edildiler. Bu da, sermayedarların, üniversitelerin yetişmiş elemanlarını kullanmaları ile sonuçlandı. Bunun en büyük örneğini, üniversiteleri, kendi kazançlarına hizmet edecek bilgiyi üreten laboratuvarlar haline dönüştüren AR-GE merkezleri oluşturur. Böylelikle üniversitelerin yetişmiş akademisyenlerinden, daha ucuz bir fiyata, hatta burs olarak tanımlanan bir ücret şekli ile yararlanılıyor. Bu da sadece üretimi arttırmak amaçlı araştırmalara kaynak aktarılacağını gösteriyor. Böylece bilimin tanımı değişmiş, sadece sermayeye kâr getiren araştırmalar olarak daraltılmış durumda. 2001 yılında kabul edilen Teknoloji Bölgeleri Geliştirme Kanunu’nda “Yenilik” şöyle tanımlanmaktadır: “Bir fikri; satılabilir, yeni ya da geliştirilmiş bir ürün ya da mal ve hizmet üretiminde kullanılan yeni ya da geliştirilmiş bir yöntem haline dönüştürmeyi, ifade eder.”

Piyasa sineması - Sinema piyasası
Bunu sinema açısından değerlendirirsek karşımıza çok da farklı bir manzara çıkmaz. Sermayedarların, sinemanın kâr getiren bir sektör olduğunu keşfetmeleri çok uzun zaman almamıştır. Kâr amacıyla yapılmış, dünyaya yabancı bir “sinema” ortaya çıkmıştır. Üretim biçimi, kültürü, sanatı ve ideolojiyi belirleyerek sinemayı “kültür endüstrisi” olarak şekillendirmektedir. Sanat bir metaya dönüşmüş ve insanlar sosyal ihtiyaçlarını pazardan satın aldıkları bu metalarla sağlamaktadır. Üretim biçiminin kâr amaçlı olması sanatı da belirlemiş ve sinema filmleri, anlattıkları, estetiği ve dramatik yapısı ile tüketimi kolay, düşündürmeyen metalar haline gelmiştir. Amaç büyük gişeler yapan, egemen ideolojiyi yayan filmler yapmak ve insanların boş zamanlarını bu şekilde doldurmaktır.

Bunun yanında, sinemanın estetik kuraları ile oynayan ama insan merkezli estetik yerine piyasa merkezli estetiği koyan başka alanlar da vardır ki bunlar müzik klipleri, ticari reklâm ve dizi sektörüdür… Sinemadan daha çok kâr getirdiği anlaşılan bu sektörler, sinemanın yıllardır üst üste koyarak ilerlediği estetik kuralları kullanmakta, amaçsa bir müzik parçasının ya da ticari ürünün piyasadaki talebini artırmaktan başka bir şey olmamaktadır. Sinemanın kadraj, senaryo, ışık, kurgu gibi bilgilerini kullanan diziler, ticari reklamlar, klipler her gün evlerimize egemen ideolojiyi tekrar tekrar taşımaktadır. Böylece günün yorgunluğu atılmakta ve ertesi günkü üretim için daha verimli hale gelinmektedir.

Sanat piyasanın hizmetine sunulduğunda, karşılık beklemeyen estetik kaygı yerini kâr beklentisine bırakınca, bir şiiri reklâm metni olarak duyabilir ya da Sinan Çetin gibi, “sanatın alınıp satılabileceğini” söyleyen yönetmenlerle karşılaşabiliriz.

Piyasa için eğitim
Piyasanın bu varlığı ister istemez sinema-TV okullarını da bu doğrultuda şekillendirmekte ve verilen eğitim, piyasaya hizmet eden eleman yetiştirme amacı taşımaktadır. Her bölüm gibi sinema-TV bölümleri de piyasaya hizmet eder hale getirilirken, bu bölümün sinema, yani sanat tarafı unutulmaktadır. Eğitim, reklam veya klip piyasasına dönük olarak şekillenip, ödevler bu doğrultuda verilmeye başlanmaktadır. Bilimin sermayenin hizmetine sunulması gibi, sanat da sermayenin hizmetine sunulmuştur. Bugün ülkemizde, bitirme projelerinin içine müzik klibini eklemiş ve hatta ödev olarak Müslüm Gürses’e klip çektiren sinema-TV okullarının olması, bizi şaşırtmamalı. Eğitim sanat boyutundan uzaklaştırılmış ve piyasanın ihtiyaçlarına uygun bir hale getirilmeye başlanmıştır.

Reklâm piyasası eğitime destek mi, köstek mi?
Sinema-TV okullarının eğitimini şekillendiren bir diğer nokta da, kamu harcamalarının eğitimdeki payının kısıtlanması sonucunda üniversitelerin yeni kaynak arayışlarına yönelmeleridir. Bu durumda da üniversitelerin imdadına reklâm piyasası yetişir. Birçok şirket, ajansa verdiği parayı kısmak için kampanyalarını, üniversite öğrencilerine yaptırmakta ve bu kampanyalar sinema-TV öğrencileri tarafından çekilmektedir. Bu anlamda Ruffles’in her sene düzenlediği yarışma sonucunda gelen fikirler, sinema-TV öğrencilerine çektirilmekte ve buradaki fikirler daha sonradan çekilen reklâmlarda kullanılmaktadır. Bu çekimlerde bu bölümün öğrencilerinden ve akademisyenlerinden yararlanılmaktadır. Zaten piyasaya hizmet amaçlı kurulmuş reklamcılık bölümlerine, ödev olarak verilen bazı markaların reklam kampanyaları yine sinema-TV öğrencileri tarafından çekilmekte, bu da, zamanla sinema-TV bölümlerinin eğitiminin gün geçtikçe daha çok reklam ve klip piyasasına hizmet eder şekle geldiğini göstermektedir.

Sinema-TV okulları, bugün sadece dersleri, yapılan işleri ile sermayeye hizmet etmekle kalmıyor, akademisyenleri ile de bu piyasaya teslim olmuş gözüküyor. Bazı akademisyenlerin fakültelerde yaydığı piyasa ideolojisi, sistemi çözümlemekten çok onu meşrulaştırmaya yönelik. Derslerin arasına sıkıştırılmış “bir iki sene biraz sürünürsünüz çocuklar, ama beş sene sonra bir yerlere gelirsiniz…”, “kızlar bu piyasada gösterecek ama elletmeyecek…” gibilerinden laflar ile sistem meşrulaştırılır. Sektör içerisindeki örgütsüzlüğün, yozlaşmanın ideolojik temelleri daha fakültelerde atılmaya başlanmaktadır. Bu ideoloji ile mezun olan öğrenciler birkaç sene düşük ücretlerle, bazen de ücretsiz, çalışmayı göze alır. Nasıl olsa sonunda sınıf atlama vaadi vardır ve ileride büyük paralar kazanan dizi, reklam, klip yönetmenleri olunacaktır! Bu da sadece, okul bittiği halde ailelerin desteği ile olabilir. Belli bir süre ücretsiz ya da düşük ücretlerde çalışmayı kabul etmeyen ya da “ne gösteririm, ne de elletirim” diyen mezunlarsa farklı sektörlere yönelir. Özellikle kadınlar, bu sektör içerisindeki yozlaşmadan en çok etkilenen kesim olup farklı sektörlere yönelme onlarda daha çok görülüyor.

Kirden ve yozlaşmadan kurtulmak için
Piyasa, bugün üniversitelerin birçok bölümünü olduğu gibi sinema-TV fakültelerinin de eğitimini, akademisyenlerini ve öğrencilerini kirletmiş durumda. Ödevler, dersler sisteme hizmet eden kişileri yetiştirmeye hizmet ederken, bazı akademisyenler de söylemleriyle sistemi meşrulaştırmaya hizmet ediyor. Bunun sonucunda da üniversitelerden, kendini kurtarma çabasında ve sınıf atlama telaşında olan mezunlar çıkıyor. Bu yozlaşmadan kurtulmada da piyasanın hâkimiyetini yıkmaktan başka çözüm kalmıyor ve bu yıkımın üniversite ayağını da akademisyenlerin ve öğrencilerin örgütlülüğü oluşturuyor.

yazici   mail