Nilay Bayram (Yönetmen yardımcısı)
Kamera arkasında 20 saate yakın çalışma saatlerine dayanan, -genelde- sigortasız çalıştırılan, set hiyerarşisinde ezilen insanlar, şaşalı dizilerin sefil setleri, insanlıktan zarar edilerek kâr edilen prodüksiyon kurbanları, bizler set emekçileri…
Her sabah 07:30 hareketle AKM’de toplanıyor, izleyenlerini derin uykulara daldırmak, dertlerini unutturmak, asla sahip olamayacakları dünyaları filmde de olsa önlerine getirebilmek için gece gündüz, yağmur çamur demeden çalışıyoruz. Popüler kültürü zorla yaratıyor, beğeniler dayatıyoruz.
Büyük bütçelerin ayrıldığı, başrol oyuncularının ve yapımcıların pastanın büyük kısmına sahip olduğu, asıl payı ise kanalların aldığı bir sektör bizimkisi. Yapımcımız “çok yaşa!”sın diye bizler saatlerce çalışıyor, emeğimizin hakkını onlara yediriyoruz, onlar daha çok kazansın diye daha çok çalışıyor daha az uyuyoruz. Ama hiç yakınmayalım, diğer sektörlere göre daha çok kazanıyoruz ya!
Tamam her an işsiz kalma stresi, genç yaşta beliren meslek hastalıkları, uzun süreli işsizlikler, yarınını asla öngörememe, dünyadan bî-haber yaşama gibi dertlerimiz var ama olsun… Ha bir de iş kazası riskinin en fazla olduğu iş kollarından biri durumundayız, onu da ekleyelim. 20 saat çalıştıktan sonra insanlık hali işte, algılarımız zayıflayabiliyor, mesela ışık ayağını iyi sıkmabiliyorsunuz, o sırada oradan geçen bir arkadaşınızın başına 20 kiloluk bir ışık düşebiliyor ya da içi dolu bir tabancayı biri elinize yalnışlıkla tutuşturabiliyor, araba çekimi yapılan bir sahnede kaza geçirip ölebiliyorsunuz! Ne yapalım bunlar da işin tuzu biberi değil mi?
Nasıl, ağır mı geldi? Pek insanca da değil sanki…
Yakından bakınca sinema ve TV büyülü olmaktan çok uzak değil mi?
Bir şey yapmalı, bir çıkış bulunmalı, bugüne vurmalı yarını kurmalı, ve toprağa basıp doğrulmalı...
Fatoş Acar (Yönetmen yardımcısı)
Yedi yıldır profesyonel olarak çalışıyorum. Profesyonelleştikçe de memnuniyetsizliğim artıyor. Okuldan mezun olurken kıyısından da olsa sanatla ilgili bir iş yapacağımı zannediyordum ama pratikte işin hiç de öyle olmadığını aksine ciddi bir fabrikasyonun içine düştüğümü gördüm. Bu da tabii mesleğe karşı bir soğuma ve uzaklaşma hissi yaratıyor. İlk yıllarda her şeye karşı ciddi bir heves taşırken bu hevesin zaman geçtikçe körelmesine göz göre göre izin veriyor insan. Çünkü çok heves; çok enerji tüketmek işin için daha çok zaman harcamak anlamına geliyor ve sektörde geçen yıllar enerji ve zamanın değerini çok iyi öğretiyor insana. Kendi içinde kapalı bir dünya gibi setler. Tüm enerjini ve zamanını buralarda harcarken, hayat başka yerlerde akıp geçiyor. Ne dünyayla ne hayatla -kendi hayatınla bile- ilgilenecek zaman bulamaz oluveriyorsun. İnsanın yaşam tarzını, kişiliğini, her şeyini etkileyen bir meslek bu. Bu yüzden sanırım bu işi yapan insanlar da gittikçe birbirine benziyor.
Tüm bunları elinden alan bu iş, çok iyi paralar dağıtıyor bir yandan. Ama bu dağıtım ne kadar devam ederi bilinmez… Bu belirsizlik geleceğiniz için hiçbir plan yapamama durumunu doğuruyor. Bu da "anlık yaşamak" denen hayat tarzını doğuruyor otomatik olarak.
Setlerin durumunu özetlersem; çok para kazanan ama dikili ağacı olamayan; çok sosyal, kalabalıklar içinde gözüküp aslında yalnız ve asosyal kişiliklerle dolu olan, hemen hepsi mutsuz insanlarla dolu yerler diyebilirim.
Tuba Ünsal (Oyuncu)
Tam tamına 10 yıldır bu işi yapıyorum ve Allah sağlık sıhhat verdiği takdirde birkaç 10 yıl daha yapmak istiyorum. Hiçbir fikrim olmadan girdim bu işe ve koşulların ağırlığı, çalışma şartları pek yıldırmadı beni. İş güvencesi maalesef yok, başladığımız bir proje, çok iyi olsa da iki üç bölüm sonra haberimiz olmadan yayından kalkabiliyor. Sürekli işten çıkarılan memurlar gibiyiz. Ben emeğimin karşılığını alıyorum, ama on yıl sonra bunu söyleyebilir miyim bilmiyorum. Manevi olarak, klasik olacak ama “halk veriyor” asıl karşılığını.
Set ekibi ile aram genelde çok iyidir. Çünkü ne kadar emek vererek çalıştıklarını ve zaman kavramını unuttuklarını çok iyi biliyorum. Biz bizim sette bir aile gibiyiz. (Yine gerçek bir klişe.) Herkesin işini çok iyi yapıp, geri kalan zamanda eğlendiği bir set burası.
Didem Aşık (Kostüm sorumlusu)
Dört yıldır bu sektörde çalışıyorum. Bu mesleği yaratıcı estetik bakışıma inanarak seçtim. Fakat mesleğe başladığımdan bu yana bunu kaybettiğime inanıyorum, çünkü her şey birbiri ile bağlantılı; zaman, ortam ve olanaklar… Şu anda dizilerin 90, hatta 120 dakikayı bile bulduğu oluyor. Haftada bir bölüm yayınlanması da, bizlerin geceli gündüzlü çalışması anlamına geliyor. Bu çalışma temposundan, ne kadar verimli olabiliyoruz, ne kadar başarılı bir iş çıkartabiliyoruz, bu da soru işaret tabii. Zamanla yarışıyoruz, çok yorulduğumuz oluyor, hem zihinsel, hem de bedensel olarak aktif olmak durumundayız. Bu yoğun iş temposunda hatanın düzeltilmesinin imkânsıza yakın olduğu bu meslekte, aldığımız ücretler bizleri ne kadar tatmin eder? Evet, iyi para kazanıyoruz ülkemiz şartlarında; fakat bana göre madencilik kadar zor olan mesleğimiz bizi her anlamda çok tatmin etmeli, çünkü bizlerin belli bir mekanı yok, her yerde çalışabiliyoruz, gün içerisinde birçok mekanda bulunabiliyoruz.
Çalışmaya ilk başladığımızda sigortamın ne zaman yapılacağını sorduğumda “çok zor” demişlerdi. Çünkü bu sektörde insanlar yıllarca bir güvenceleri olmadan çalışmışlar yine aynı şartlarda. Ama şimdilerde bütün şirketler SSK’lı yapıyor çalışanlarını, daha az gün göstererek daha az prim vererek tabii ki…
Ben bu sektörde en fazla birkaç yıl daha çalışmayı düşünüyorum ama belki de daha az, çünkü böyle sanatsal bir meslek. Ne kadar tuhaf ki bana hiçbir şey katmıyor. Umarım bu meslek bambaşka bir duruma gelir ve çalışanlar çalışma şevklerini kaybetmezler, ben kaybetmek üzereyim çünkü…
Sedat Kılıç (Işık asistanı)
Yaklaşık beş yıldır bu sektördeyim. “Memnun musun?” diye soruyorsunuz; memnuniyetten kastınız eğer sosyal bir yaşam ise, tabii ki memnun değilim, aileme zaman ayıramıyorum, spor yapamıyorum, kitap okuyamıyorum, yatmadan önce müzik dinleyemiyorum, uzun lafın kısası sosyal yaşayamıyorum.
Bu sektöre başlamadan önce iyi paralar kazanıldığını duymuştum, ben daha kazanamadım istisna olduğumu sanıyorum! Bu sektörde çalışan herkesin bence eğitimli olması şart. Tabii bizim akademilerimizde ne kadar iyi eğitim verildiği de muamma.
İş güvencesi mi? O da ne? Daha önce hiç duymadım, şans eseri yaşadığımızı düşünüyorum. Sağlık sigortasının eskiye nazaran şu günlerde biraz daha iyi olduğunu düşünüyorum.
Genelleme yaparak düşünürsek ülke bazında bu sektörde kazanılan paralar hayli iyi, manevi değerini, çektiklerimizi izlerken anlıyorum. Ama yaptığım işten tatmin olamıyorum, Mustafa Sandal, Serdar Ortaç, Doğuş vb. binler sattığı ülkeye çok bile aslında, bu ülkenin sanat anlayışından ne bekleyebilirsiniz ki? En fazla on yıl daha çalışabileceğimi düşünüyorum. Sektöre katılımı bence ilk öğretim yıllarında aşılamak lazım öğrencilere, üniversite seçimi yaparken çoğu genç bihaber sektörümüzden, onları korkutmamak lazım, 20 saat, 36 saat çalışıyoruz sadece!
Ayten Yeşil Çorbacıoğlu (Makyöz)
Sektöre 15 yıl önce girdim fakat daha önce üniversite yıllarından beri tiyatronun içindeydim. Ani bir kararla ikinci meslek olarak makyözlük yapmaya başladım. İlk yıllarda işten çok memnundum diyebiliyorum, ama giderek memnun olma durumundan uzaklaşıyorum. Çünkü şu anki koşullar zor, üretiyormuş gibi görünürken insanları tüketen harcayan bir boyuta vardı. Daha önce hepimiz, uzun bir kalifiyeleşme sürecinden geçiyorduk. Bu mesleği gerçekten yapmak istediğimiz için yaparken, bugün herkesin gelip geçtiği, öğrenme aşamasını yaşamadan her işi yaptığı ama diğer mesleklerden daha kazançlı diye bulunduğu bir ortam oldu.
Parantez açmalıyım, teknik ekip, 2000’den önce şu an kazandığından daha iyi kazanıyordu. Şimdilerde sadece asgari koşullardan daha iyi kazanıyoruz. Bunlarla, uzun saatler çalışma (bedensel ve duygusal yıpranma) ve sigortasız oluşumuz da birleşince sadece şu anlama geliyor; mevsimlik ve geçici meslek grupları gibi tanımlı bir anda para kazanan, iş olmadığında ise her şeyden yoksunluk! Yıllardır kanallarda uygulanan yayıncılık ve reklam politikası sonucunda bu noktaya geldik. Daha önceki yıllarda dizilerin başlangıç dönemleri ve sayıları farklıydı. Sektörde çalışanlar belli sayıdaki dizide çalışıyor, belli sayıdaki yapımcı da bu dizileri kanallara satıyordu. Son yıllarda herkes yapımcı oldu. Dizilerin sayısı 200’e ulaştı, bunlara 2-3 bölümde bitenler de dahil tabi… Dolayısıyla sektörün fazla elemana ihtiyacı var, başlayan işler iki ay sonra bitince ortada da birçok işsiz oluyor. Para kazanamayan, iş güvencesi olmayan, giderek sayıları artan set işçileri…
İş güvencesinin yok denebilecek kadar az olduğu bu sektörde, çalışanların sayısının çokluğundan, herkesi sigortalı yapmıyorlar ya da tam gün göstermiyorlar, girdi çıktı yaparak yıllarca bizi çalıştıran firmalar sigortadan ne kadar kaçabilirlerse o kadar başarılı sayıyorlar kendilerini.
Verdiğim emeğin maddi olarak karşılığını alamadığımı düşünüyorum. Genelde uzun saatler, sigortasız ve projelerin istikrarının olmadığı bir ortamda ne beklenebilir ki? Bu işin en güzel tarafı birilerinin size işinizle ilgili beğenilerini sunması ve de izleyenlerin geriye dönen övgüleri, bizi bu işte devam ettiren de galiba bu.
Sette bulunduğum bazı zamanlarda orada bulunmaktan o kadar mutsuz oluyorum ki. Ama iki ya da üç gün işin dışında kalınca inanılmaz derecede işimi özlüyor ve çalışmak için can atıyorum. Bu durumda daha ne kadar devam edebilirim bilemiyorum.
Sektörde yapılan dizilerin çok olup bir anda bitmesi, çoğalttığı çalışanlarıyla kendi içinde bir problem yaşıyor. Hepsi birbirinden daha iyi olmak için ayakta kalmaya çalıştığından dolayı mesainin uzun saatler ve günler boyu sürmesi hem kazanımı azaltıyor hem de sağlıksız ilişkileri geliştiriyor. Ayrıca alınan paraların paylaşımı da değişikliğe uğrayıp star sistemine döndüğü için bir oyuncu büyük paralar alırken diğer oyuncular veya sette çalışanlar daha az aldığı için bu paraları alanlar bir anda her şeyin yaratıcısı kendileri olduğunu düşünerek kendileri ve diğer çalışanlar arasında ‘hizmet edenler ve edilenler’ olarak bir ayrım üretmeye başlıyorlar.
![]() | BTC güzergahındakiler fişlendi |
![]() | Kerkük'te Kürt-Arap uzlaşması mı? |
![]() | TÜPRAŞ'ta teşeron işçi kıyımı |
![]() | Yurtsever öğrencilerden Telekom paneli |
![]() | Fidel'den Chavez'e mesaj |