
Ankara (soL) Yurtsever Cephe Yürütme Kurulu Üyesi ve TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan Türkiye’de devletin çözülüşünün ilk başta işçi sınıfının kazanımlarını ortadan kaldırdığına dikkat çekerek, “Çözülüşü tersine çevirecek olan işçi sınıfıdır. Yoksa süreç işçi sınıfının başına yıkılacaktır” dedi. Yapılması gerekenin çözülen devleti kurtarmak olmadığını vurgulayan Okuyan, çözülüşün önce emekçilerin kazanımlarını geri aldığını belirterek, “Çözülen nasıl olsa sermayenin devleti” denilmemesi gerektiğine işaret etti.
Üniversite Konseyleri Derneği (ÜKD) ve Yurtsever Cephe Büro Emekçileri İnisiyatifi'nin ortaklaşa düzenlediği "Türkiye'de Devletin Çözülüşü" konulu panel Ankara'da yapıldı. Oturum başkanlığını Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Nalçacı'nın yaptığı panelde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birgül Ayman Güler ile Yurtsever Cephe Yürütme Kurulu Üyesi Kemal Okuyan da birer konuşma yaptı. Panelde, emperyalizmin yenilebilir olduğu ve kapitalist devletin yerine emekçi iktidarına dayalı yeni bir örgütlenmenin kurulmasının olanaklı ve zorunlu olduğu mesajı verildi.
“Türkiye sınıfsızlık iddiası üzerine kurulu”
Okuyan, Türkiye Cumhuriyeti'nin "laiklik" ve "ülkenin bütünlüğü" gibi iki düşünsel temeli olduğunu belirterek, Türkiye'de devletin bir de sınıfsızlık iddiası üzerine kurulu olduğunu hatırlattı. Okuyan, kurucu kadroların anti-emperyalist bir mücadeleyi dahi emperyalizmle bütünleşmek için yaptığını dile getirerek; Kemalist kadrolar kadar emperyalizmi iyi kavrayan bir kurucu ekibin olamayacağını, Osmanlı Devleti'nin çöküşünü yaşadıkları için ayakta kalabilmek kaygısıyla emperyalizmle iyi geçinmek zorunda olduklarını bildiklerini kaydetti. Okuyan bugün olanlarla kuruluş felsefesi tamamen çeliştiği için Türkiye Cumhuriyeti'nin "teorik olarak bittiğini" ifade etti.
Kemal Okuyan, Türkiye’de küreselleşmeye AKP’nin teslim olduğu, devletin kurumlarının ise direndiği algısının doğru olmadığını, tarafların birbirlerinden kopacak tutarlılıkta programlarla hareket etmedilerini kaydetti. Yapılması gerekenin çözülmekte olan devleti kurtarmak olmadığının altını çizen Okuyan, çözülüşün ilk önce emekçilerin kazanımlarını geri aldığını belirterek, “Çözülen nasıl olsa sermayenin devleti” kayıtsızlığında olunmaması gerektiğine de dikkat çekti. Okuyan, devletin içerisinde mevzi kazanılmasına yönelik olarak kimi stratejiler önermediklerini vurgulayarak, "işçi sınıfı çözülüşü tetikleyen emperyalist ülkeler ve sermaye sınıfına karşı direniş göstermeden iktidarı alamaz" dedikten sonra çözülüşe karşı toplumu Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü yapısına bağlamaya çalışan herkesin AKP’den daha büyük suç işlediğini hatırlattı.
"Devlet yerelleştirme ve özelleştirme-özerkleştirme ile çözüldü"
Prof. Dr. Birgül Ayman Güler ise, 1989'da alınan ve sermaye piyasalarının serbestleştirilmesini öngören 32 sayılı kararla Kemalist devletin özünün terkedildiğini savundu ve bundan sonra yaşanan süreçte de Türkiye'de devletin yerelleştirme ve özelleştirme-özerkleştirme gibi başlıca iki araç vasıtasıyla çözüldüğüne dikkat çekti.
Güler konuşmasına devleti, 5 bin yıllık insanlık tarihi içinde üretim tarzlarına göre kendisini farklılaştıran bir ekonomik ve sosyal örgütlenme biçimi olarak tanımlayarak başladı. Bunun için SSCB'nin ve Türkiye'de Kemalist devletin çözülüşü gibi başlıca iki örnek veren Güler, bu iki örneğin birbirine çok benzediğini kaydetti. SSCB'de sosyalist devletin çözülüşünün 1955 sonrasında Hruşçov'la beraber yaşanan yerelleşme süreçleriyle başladığına ve 1991'e dek sürdüğüne işaret eden Güler, 1955-1965 arasında sosyalist iktisadi yapının çözüldüğünü ve bu sürecin ülkenin 1991'de emperyalizme teslim edilene kadar devam ettiğini belirtti.
Türkiye'de ise çözülüş sürecinin 1945-1955 arasında Marshall Planı ile planlamacı ve bağımsızlıkçı yapının terk edilmesi gibi en somut girişimlerle başladığını anımsatan Güler, 1980 sonrasında bu sürecin ivme kazandığını hatırlattı.
"12 Eylül 1989'da bitti"
12 Eylül darbesinin 24 Ocak kararlarının demokratik rejim içerisinde günün koşullarında uygulanmasının olanaksızlığına işaret eden Güler, darbe sürecinin arada seçimler olsa da 1989'da bittiğini, çünkü o tarihe kadar Milli Güvenlik Konseyi üyleriyle beraber aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı konseyi olduğuna dikkat çekti. Bununla birlikte, 1989'da düzenlenen teslimiyet belgesini hazırlamak için sürecin tamamlandığını ve çıkarılan 32 sayılı finansal piyasaların serbestleştirilmesini öngören kararnameyle dekemalist devletin özünün terkedildiğinin altını çizdi. Güler, devletin Türkiye'de yerelleştirme ve özelleştirme-özerkleştirme gibi başlıca iki araçla çözülüşe uğradığını kaydetti. Güler bu durumu planlama fikrinin yenilgisi, piyasanın zaferi olarak değerlendirdi.
Emperyalizm süreci tüm unsurlarıyla sürüyor
Bütün bunların aslında emperyalizmden başka bir şey olmayan Yeni Dünya Düzeni'nde gerçekleştiğini belirten Güler, emperyalizm teorisinin sahibinin Lenin olduğunu ve Lenin'in 20'inci yüzyılın başinda yaptığı çözümlemelere ilişkin olarak da söz konusu sürecin tüm unsurlarıyla devam ettiğini vurguladı. Güler, günümüzde yaşanalara ilişkin olarak da emperyalizmin üçüncü yeniden paylaşım aşamasını yaşadığı ve emperyalizm sürdükçe bunun da böyle devam edeceği değerlendirmesini yaparak, "Emperyalizmin varlık temeli aynı kapitalizminki olduğu gibi sömürüdür" dedi.
"En tehlikeli ideoloji katılımcılık"
Neo-liberalizmin insanlara "özgürlüğe" ulaşmak için katılımlı yönetişim, Toplam Kalite Yönetimi ve Kamu-Özel Ortaklığı sistemi gibi 3 araç sunduğunu söyleyen Güler, bunlarla beraber de planlamacılık, bağımsızlık, sosyalizm, ulus-devlet gibi kavramların da unutturulmaya çalışıldığını kaydetti. Güler, bunlarla bağlantılı olarak çağımızın en tehlikeli ideolojisinin katılımcılık olduğunu savundu.
Mutlak sınıf iktidarı kurulurken temel kavram yönetişim
"Ulusal çıkarı savunuyorsanız, ezilen kesimlerin yanında olacaksınız, işçi sınıfının yanındaysanız ulusal çıkarı savunacaksınız" görüşünü dile getiren Güler, sermayenin mutlak sınıf iktidarını kurarken kullanılan temel kavramın yönetişim olduğunu söyledi.
Güler, sürecin federalizme doğru evrilip evrilemeyeceğine ilişkin bir soru üzerine ise, tekelci sermayenin önce işbirlikçi olduğunu, şimdilerde ise kendisini sattığını ve "Sen kimin malını nereye satıyorsun?" diye sormak gerektiğini kaydeden Güler, gelinen durumda federalizmi de aşan bir büyük tehlikeyle karşı karşıya bulunulduğuna dikkat çekti. Güler, böyle giderse kendi kendi yönetebileceğimiz bir toprağa sahip olma sorunumuz olacağını söyledi.
![]() | Zebari sert çıktı |
![]() | Oylama öncesi tehditler başladı |
![]() | Müzeleri satalım gitsin! |
![]() | NAM Filistin’in işgalini reddediyor |
![]() | Emniyet kimi koruyor? |