www.soL.org.tr
Arena
Tevfik Çavdar 3 Aralık 2007, Pazartesi

Bu sözcükle karşılaşmam ilkokul günlerime kadar uzanır. Sanırım dördüncü sınıftaydım. Yere Batan Sarayı'nın hemen yanındaki bir apartmanda oturuyorduk. Cumartesi günleri arkadaşlarla yakındaki Alemdar sinemasına giderdik. İşte o günlerden birinde İspanyol yazar Blasco İbanez'in romanından uyarlanan "Kanlı Meydan" filmini seyrettik. Film genç bir boğa güreşçisinin (Tyrone Pover) dramatik yaşamını yansıtıyordu. Boğaların ve matadorların birbirleriyle ölümüne çatıştığı kanlı alana "Arena" dendiğini o filmde öğrendik. Ölü boğaların atlarla sürüklenişi, matadorların boynuz darbeleriyle kumlarda çırpınışı günlerce uykumuza bile girmişti. Hele arenayı dolduran on binlerce kişinin ölümü "Oley" nidalarıyla alkışlamasını, matadorun ithaf selamını "öldür onu" komutuyla yanıtlayan kişilerin mağrur edasını düşündükçe aklımız karmakarışık bir yün çilesine dönüşüyordu. Sonra arenanın kökenini, Roma'yı öğrendik. Bu kentteki temeli kanla sulanmış Collezium arenasının resimlerini gördük. Birbirlerini boğazlayan  ya da arslanların önüne atılan kölelerin dövüşlerini ve İmparatorun parmak işaretiyle öldürülmelerini okuduk ve nice filmde seyrettik... Ölenler kölelerdi... Roma tüm ihtişamını ve eğlencelerini bu kölelere medyundu.

Aradan yıllar geçti. Hepsi kanla yuğrulmuştu. Önce ticaret gelişti. Adım adım kıtalar, ülkeler soyuldu, sermaye birikimi başladı ve kapitalist üretim doğdu, gelişti. Sanayi devrimi bir itici güç olarak sermayenin katlanmasını sağladı. Kapitalizm vahşileştikçe vahşileşti. Yirminci yüzyılı iki kere kana buladı (diğer savaşlar hariç) ve şimdi vahşi kapitalizm neo-liberal ekonomi politikaları ile yeni bir evreye ulaştı:barbarlaştı. Dünyayı küresel bir arena'ya dönüştürdü. Bu öyle bir arenaydı ki sermaye hanedanları dışında kazanan yoktu. Sistem, bu hanedanların çıkarlarını azamileştirecek biçimde yapılandırıldı.

Başlangıçta nitelemelerimiz ustaca değiştirildi. Spor salonlarının adları yenilendi. Abdi İpekçi Arena, Cola Turka Arena vb. gibi. Stadyumlar, ringler adım adım kanlı dövüşlere doğru yol alıyor. Bunlar ilk nazarda görebildiklerimiz. Ne var ki farkında olmadığımız ya da olupta görmezden geldiğimiz, kendi yaşamlarımızın artık kanla, acıyla dolu bir arenaya dönüşümüdür. Bu arenada en öznel davranışlarımız bile kullanılmaktadır. Televizyonlar bu durumu rekabetin doğal sonucu gibi sunan ana arenalardır. Anımsarsınız, Mehmet Ali Erbil'in sunduğu bir yarışma programında telefonla katılanların "Mehmet Ali Bey, ne olur, işsizim ya da anam hasta vb. gibi" yakarışlarıyla çıkacak ikramiye'yi sadaka gibi dilemelerini, stüdyoda bulunanların ve de bu onursuz, acınacak hali ünlü şovmen'in sırıtarak izlemelerini. Şimdi onun yerini bir zamanların firarisi Türkiye-Yunanistan gençlerini çarpıştıran "Acun"un yeni gösterisi "Var mısın,Yok musun?"aldı. Yarışma ustaca düzenlenmiş bir "Toplam Sıfır" oyunu. Ortada yirmi iki kutu ve onların sahibi yirmi iki yarışmacı var. On bir kutu da 1'den 999 YTL'ye kadar ikramiye var. Diğer on bir kutuda ise 1000 ile 250 bin YTL arasında ikramiyeler serpiştirilmiş. Tesadüfen seçilen yarışmacı kendi kutusundaki miktarı bilmeden diğer kutuları açtırıyor. Belirli aralıklarla farazi bir "Banka" katılımcının elindeki kutuyu satın almak için teklifte bulunuyor.Oyunun düzeni bu. Fakat oyun boyunca açılan kutularda yüksek meblağlar çıktıkça katılımcılar üzülüyor, zaman zaman tansiyon yükseliyor. Sonunda bankanın en yüksek teklifine "Varım" diyerek boyun eğiliyor. Oyuna katılan herkesin, ailece onurları sıfıra indirgeniyor. Kapitalizmin ünlü kuralı "Cenneti göster, ölüme razı et" noksansız işliyor. Kutusunda 250 bin YTL olan katılımcı 30 bin YTL teklife "Evet" dediği için yıkılıyor,ağlıyor,isyan ediyor. Mesaj açık: barbarlaşan kapitalizm insana onurun da, yaşamın da benim elimde diyor. Bunu beyinlere bir nas gibi kazıyor. Çevrenize bir bakın insanlar hızla bu oyuna katılanlara benzeştiriliyor.

Barbarlaşan kapitalizm her alanı bir arenaya çevirmiş durumda. Kentler, gökdelenler,plazalar, alış veriş merkezleri, üst ve alt geçitlerle doldurulurken aynı zamanda insansızlaştırılıyor. Kentlerin her an soluk alıp veren sokaklarında dolaşanlar alış veriş merkezlerine adeta hapsediliyorlar. Bu merkezlerde sadece büyük şirketlerin ürünleri sergileniyor. Küçük üreticiye yer yok. Kafeler yabancı ürünlerle dolu, mahallelinin mekanı kahvehaneler ise varoşlara kovalanmış. Kentlerde sokaklar, ulaşım araçları, parklar,alış veriş merkezleri artık potansiyel gasp arenası.

Siyaset sermayenin isteklerini yansıtan bir başka arena. Akıldan çıkarılmaması gereken nokta şudur:küresel sermaye imparatorluğunun çekirdeği ABD'de bile Bush seçimi Al Gore'a karşı hileyle kazanmıştır. Bugünün koşullarında siyaset arenası sermaye hakimiyeti altındadır. Yasalar,kurumlar onun istediği yönde çıkar ve oluşur. Hukuk'ta bu egemenliğin dışında değildir.Seçimleri ise o yönlendirir.

Dünyadaki menkul kıymetler borsaları etki ve tepki yönünden birbirlerine zincirle bağlanmış insanlığın şimdiye kadar gördüğü en büyük arenadır. İndekslerdeki her hareket sermaye hanedanını güçlendirir ve de yüz binlerce insanı daha bir köleleştirir. Şirketlerin kazançları ceplerine, zararları ise işsiz ordusuna yeni katılımları sağlar. Sendikal mücadelenin arenasına ise tüm emekçiler tanıktır. Yirminci yüzyılın güçlü sendikaları bu arenada yerlerini adım adım kaybetmektedir. Asya, Afrika ve diğer kıtalardaki işsizler, açlar ordusu geometrik bir dizinin hızıyla artmaktadır. Bir yanda on milyonla ifade edilebilen bir sermaye hanedanı, diğer yanda katre katre eriyen orta sınıf ve en altta ise milyarla ifade edilen bir açlar ordusu. Küresel arenanın resmi budur. Bu milyarlar; açlar, evsizler, hastalar, umutsuzlar yani yeni çağın köleleri isyanın ön adımlarını derinden gelen bir dalga ile atmaya başladılar. "Spartacus"ların ruhunu kim öldürebilmiş ki. Yeter ki bu küresel arenayı fark edelim. Paragöz tiranların dayattığı bu ölümcül düzene "Yokum" diyebilelim. Ezberi değil oyunu bozma zamanı geldi.        

yazici   mail
Küba yine birinci
İlker Belek
Arena
Tevfik Çavdar