www.soL.org.tr
'Sınıf bilincinin kurulması gerekli!'
6 Aralık 2007, Perşembe

Mustafa Ziya Ülkenciler, sinema sektörünün en deneyimli isimlerinden. Yaklaşık 30 yıla yakın bir süredir sanat yönetmenliği yapan Mustafa Ziya Ülkenciler, görüşlerini şu şekilde özetledi:

"Bu sektörde çalışanların yüzde yetmişi küçük burjuvadır. Mesela reji asistanları yönetmen değil, ama 'bir şey'! Kamera asistanları eğitim görmüş, görmemiş, yarım yamalak entelektüel, onlar da tam küçük burjuva özellikleri taşıyor. Işık ekipleri, emekçi olmalarının yanı sıra biraz da para gördükleri için o emekçi yanları tuhaf bir şekilde törpülenmiş, bir garip yapıdalar. Küçük esnaf gibi. Prodüksiyon ekibi zaten en tuhaf olan kısım. Yapımcıya hizmet verdiklerini zannettikleri için tamamen ekipten kendilerini soyutlayıp, tam işbirlikçi gibi davranıyorlar. Çoğu zaman seninle aynı şeyi söyleseler de davranış biçimleri son noktada yapımcının tarafına kayıyor. Onun için bu sektörün örgütlenmesi son derece zor.

Ama ben umutsuz değilim. Hiç örgütlememektense, bu 'sınıfsal konumlarının bilincinden uzak' arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi başıbozuk bırakmaktansa, hiç değilse 'vicdan sahibi' olanlarla, durumlarına azıcık kafa yoranlarla ilişkiye geçip, en azından bulundukları durumla kendilerini yüzleştirme gibi bir yol izlenebilirse, hiç olmazsa, belli noktalarda örgütlenmeleri sağlanabilir. Ben meslek örgütlenmelerinin içerisinde de çalışmaya devam etmenin yararlı olacağı kanaatindeyim. Çünkü hiç böyle bir çalışma yok. Mesela Sine-Sen’de doğru düzgün mesleki örgütlenme çalışması yok. Sektördeki bu sorunları tespit edip onlara yansıtan bir çalışma yaptıklarını zannetmiyorum. Ben de üyeyim. Sanat yönetmenlerinin de kendi içinde bir örgütlenmesi yok. Sine-Sen’de bir bünyesi var sanat yönetmenlerinin. Toplanabilirse toplanıyor, toplanamazsa toplanamıyor. Bunların ciddiyetle ele alınması lazım. Sinema sektöründeki emekçilerin durumları nedir, diye yazılı bir şeyin kaleme alınması lazım. Neyle karşı karşıyalar, açıkça söylemek lazım. Ücretlerinin ücret olmadığını, dünya sinemasında bu işlerin böyle yürümediğini, kendi haklarının var olduğunu, çalışma saatinin 10 saatten daha fazla olamayacağını anlatmak zorundayız. İnsanlar 10 saatten fazla çalışmaması gerektiğini bilmiyor. Bilse de yapacak bir şeyi yok. Çünkü maalesef yönetmen bile, iş yürüsün diye yapımcıdan yana tavır koymak zorunda kalıyor.

'Taşeron belası bu sektörde de çok can acıtıyor'
Dizide kimin ne kazandığını bilmelerine rağmen kendi haklarını koruyamıyor ekipler… Bölüm başına yapımcıya ne kadar ödendiğini biliyor musunuz? Diziye göre değişir ama ortalama, şu anda izlenen dizilerde, 200 küsur milyarların üzerinde dolaşıyor. Ve yeni bir sistem var şimdi. Taşeron sistemi. Reklâmları konuşmuyorum zaten. Onlar apayrı.

Kanalın reklâm işleri dışında dizi yapımcısına ödediği para 200 küsur milyar. Taşeron sistem de şöyle: Diyelim ki A firması işi alıyor. Bir taşeron yapımcı buluyor kendisine. Diyor ki 'ben 200 milyar alıyorum buradan ama sen bana 1 bölümü kaça çıkarırsın?' Taşeron da diyor ki '100 milyara çıkarırım'. Bir pazarlık yapılıyor. Yapımcı taşerona devrediyor işi; kendisi de elini bile sürmeden haftada 75–100 milyar gibi bir rakamı cebine atıyor. O taşeron da ekibin canını çıkararak o parayla bu işi bitirmeye çalışıyor. Üstelik kendisine de para kalabilecek bir şekilde. Bu taşeron firmaya yürütücü yapımcı ya da co-producer deniliyor!

Orada çalışanların kendi setlerinde kimin tarafından sömürüldüklerini, ne olduğunu bilmesi gerekiyor. Ben bu iş içinde dizi oyuncularına da çok büyük sorumluluk düştüğünü düşünüyorum. Yani dizilerden çok ciddi para kazanıyorlar. Ve sırf o oranda para alamıyorlar diye sinema filmlerinde oynamıyorlar, ya da eğreti oynuyorlar filmlerde. Öncelikle şöyle bir şeyle karşılaşıyor reji ekibi uzun metraj sinema filminde: 'Biz oyuncuyu sete getiremiyoruz, çünkü dizide çalışıyor'. Dizideki boşluğuna göre sinema filminde çalışıyor oyuncu. Böyle bir şey olabilir mi? Sen o zaman Türkiye’de sinemanın gelişimini nasıl düşünebilirsin? Bir de diziler sinema sektörünü teşvik ediyor demiyorlar mı?!

Bence sinemaya bakışla ilgili emekçilere yönelik küçük bir broşür hazırlamakta fayda var. Bir sınıf bilinci oluşturabilmek için, afişleme, bildiri dağıtımı, geleneksel yöntemlerimizin setlerde de yeniden hayat bulması gerekiyor artık."

yazici   mail