www.soL.org.tr
Onurlu davranmak…
6 Aralık 2007, Perşembe

Günde 140 set “motor” diyor. Yanlış okumadınız 140 set. Bu 140 ayrı dizi demek. Daha da açarsak, bir o kadar görüntü alıcı çalışanı, set işçileri, ışıkçılar, dekor, kostüm ve aksesuarcılar ve bu kadar diziye yetecek yönetmen, senarist ve oyuncular. Montajcılar, müzik bestecileri, seslendirmeciler. Küçük bir yaratıcı ordudan söz ediyoruz. Gecelerini gündüzlere katan, hani nerede ise zamanla yarışan ancak, çaresiz ve tükenmiş bir ordu.

Orhan Aydın İnsanlar karınca gibi çalışıyorlar. Sanki toprağın üstünde herkese yetecek kadar ekmek, ısınacak kadar ateş, yıkanacak kadar su kaldı.

Günde 140 set “motor” diyor.

Yanlış okumadınız 140 set. Bu 140 ayrı dizi demek.

Daha da açarsak, bir o kadar görüntü alıcı çalışanı, set işçileri, ışıkçılar, dekor, kostüm ve aksesuarcılar ve bu kadar diziye yetecek yönetmen, senarist ve oyuncular. Montajcılar, müzik bestecileri, seslendirmeciler. Küçük bir yaratıcı ordudan söz ediyoruz. Gecelerini gündüzlere katan, hani nerede ise zamanla yarışan ancak, çaresiz ve tükenmiş bir ordu.

Büyükçe bir çoğunluğu okullarından mezun olmuş bu ordunun bireylerinin hiçbir toplumsal ve sosyal güvencelerinin olmadığını bilmek gerçekten can sıkıcı.

Bu alanda yıllar önce kurulmuş, benim de üyesi olduğum sendikanın hiçbir yasal yaptırım yetkisinin olmayışı ise, sistemin alanı hangi yiyicilerin eline bıraktığının açık belgesidir.

Bu alanda örgütlenmiş meslek dernekleri ise, üyelerinin “iş bulma ofisleri” gibi çalışmaktan öte gidemez olmuşlardır.

TV yapımcıları ve yayıncı kanallar, pastanın en büyüğünü reklam pastası ile birlikte dürüm yaparak, Antep kebabı gibi ham ederler.

İki TV dizisi çekmiş ve “milyarder” diye anılır olmuş yüzlerce yapımcı artığı ortalarda dolanır. Bunların büyükçe çoğunluğu “aracı” ya da “taşeron” firma sahipleridir. Kanallarda tanıdık bulan “arpalık” sunumu ile yapımcı olabilmektedir.

Şimdi şu gerçeğin altını kalınca çizerek bağıralım.

TV ve sinema için çalışan emekçilerin hemen hepsinin sigortaları bile yoktur. İşe girme ve işten atılma yapımcının iki dudağı arasındadır ve hiçbir etik kural geçerli değildir. Haftalık ya da bölüm başı ücretlerini düzenli ödeyen yapımcı firmalar parmakla gösterilecek kadar azdır.

Her çalışan mutlak içerden alacaklıdır. Bu anlamda çalışanların parasını ödemeyerek zenginliğine zenginlik katmış asalaklar yapımcı belgesi alabilmektedirler.

Görüldüğü gibi, sorunlar katmerlidir ve AKP’nin imam devşirmesi kültür bakanının boyunu çoktan aşmıştır. Zaten efendinin böylesi bir sorunu yoktur. Ne efendinin ne de hükümetinin.

Medya gruplarının çanak yalayıcısı kurulu sistem, TV ve sinema sektöründeki emekçilerin sırtındaki kenedir diyebiliriz. Günlük, haftalık ve aylık kârları hesaplandığında bu sektör hiç azımsanmayacak bir rant alanıdır ve evet burada doğruculara asla yer yoktur.

Elbette her alanda olduğu gibi, burada da örgütlü davranmak çözecektir meseleyi.

Şimdi bu satırları yazarken Yılmaz Güney düşüyor aklıma.

“İşçi, emekçi olmanın da bir onuru vardır kardeş. Onurlu davranmak ise, örgütlenmekten geçer”

Bu günün TV ve sinema yaratıcısı emekçilerine ışık tutacak yol, işte bu yoldur.

yazici   mail