www.soL.org.tr
Küçük'ün sosyalizmi biterse
10 Aralık 2007, Pazartesi

Gecikmiş bir polemik

GALİP MUNZAM

Marx, kapitalizmin mucidi değil! Hatta “kapitalizm” sözcüğünü hiç ağzına almadığını, bu nedenle “kapitalizm”in marksist bir kategori olmadığını söyleyenler dahi var sosyal bilimler literatüründe. Bu beyhude tartışmalar bir yana, Marx’ın dehasının tartışma götürmez kısmı muazzam bir soyutlama yeteneği ile söz konusu üretim biçiminin -marksizmin içine doğduğu 19. yüzyıl sosyal bilim ve siyaset dilinin terminolojisi ile söyleyecek olursak- “hareket yasaları”nı keşfetmiş ve buradan devrimci bir enerji ortaya çıkarmış olmasıdır. Marx’ın burada yapmış olduğu katkı pek çok başka parametre üzerinden okunabilecekken biz burada Marx’ın Klasik İktisat Okulu’nun kapitalizm anlayışı ile giriştiği tartışma ile açıklamayı deneyeceğiz. Kısaca tabii. Söz konusu açıklama kısa olacağı için muhakkak eksiklikler barındıracaktır. Şimdiden okurdan özür dileyip açıklamamıza başlayalım.

Marx’tan evvel kapitalizmi ortaya çıkaran dinamiği arayan gözler, servete, paraya ve dolaşım ilişkilerine dikkat çekmişler; Marx’ın deyişi ile Hıristiyanlıktaki “ilk günah”a benzeyen bir şekilde bu meselede faturayı kimi ellerde biriken büyük zenginliğe kesmişlerdi. Adına da “ilkel birikim” demişlerdi. Buna karşın Marx, meselenin bu ilk birikimde olmadığını tarihte gerçekleştiğine dikkat çekip meselenin esasen değişim gösteren toplumsal mülkiyet ilişkilerinde olduğunu söylemişti. İşte bu toplumsal mülkiyet ilişkilerindeki dönüşüm, yani üretim araçlarının tekil ellerde toplanıyor oluşu ile toplumun önemli bölümünün yaşamını sürdürmek için emeğinden başka satacak hiçbir şeyinin kalmayışı kapitalist üretim biçimini ortaya çıkarmıştı. Bu ise alelade bir zenginliğin değil; aynı zamanda bir toplumsal ilişki olan “sermaye”nin yani “kapital”in ürünüydü. Dolayısıyla diyebiliriz ki, kapitalizmi ortaya çıkaran ve onu tanımlayan -ve aslında diğer üretim tarzlarını da belirleyen- en başta gelen özellik toplumsal mülkiyet ilişkileri ve onun sonucu ortaya çıkan üretim ilişkileridir. Marx’ın kendi deyişi ile “Tüm toplumsal yapının […] en içteki sırrını, gizli temelini açığa vuran şey, her zaman, üretim koşullarına sahip olanlar ile doğrudan üreticiler arasındaki ilişkidir.” Bu söylemek istediğimiz birinci husus.

İkinci söyleyeceğimiz kapitalizmin hareket yasalarına ilişkin. Marx’a göre kapitalizmin temel olarak üç hareket yasasından söz edebiliriz:

(i) Kâr maksimizasyonu ve onun bir aracı olarak rekabet;

(ii) Artı-değer sömürüsü ve artı-değerin birikim sürecine yeniden içerilmesi; ve

(iii) Üretici güçlerin emek üretkenliğini artırmak üzere geliştirilmesi.

Bu hareket yasalarının kendilerini nasıl dışa vuracakları, pek çok ekonomi-dışı unsura bağlıdır. Dolayısıyla bir üretim biçiminin “en içteki sırrı” değişmediği müddetçe, hareket yasalarının gerçekleşme biçiminde ortaya çıkan ve tarihsel koşullar tarafından belirlenen değişimler, bu üretim tarzının “gizli temelini” ortadan kaldırmadığı müddetçe söz konusu üretim biçiminin aşıldığı iddiası yersizdir. Bu nedenledir ki kimi açılardan emperyalizm, “klasik kapitalizm”le tezatlık arz etmesine karşın, bu “gizli temel” düzeyinde kapitalist mülkiyet ilişkilerini perçinlediği için kapitalizmin “üst aşamasıdır.”

Şimdilik bu “marksizme giriş” düzeyindeki ufak açıklamayı bir kenara bırakıp, “marksizmden çıkış” meselesine gelelim.

Yalçın Küçük, kapitalizmin bittiğini buyurdu. Gerçi kendisi bunu uzunca bir süreden beri söylüyordu da son zamanlarda yeniden dile getirmeye başladı: “Kapitalizm bitti, yerine tekeliyet/tekelokrasi geçti.”*  Yalçın Küçük, bunu gerekçelendirirken de Batı’da uzunca bir süredir ilgi gören “Kapitalizm bitti” tezlerine yaslanıyor. Kendinden başkaca âlimlerin de bu yeni sisteme isim arayışı içinde olduğundan bahsediyor. Küçük’e göre, kapitalizmi tanımlayan “rekabet” ortadan kalktığına, tekeller iktisadî ve toplumsal yaşantıyı domine ettiğine ve kapitalizm yarattığı ilerici değerleri tükettiğine göre kapitalizmden söz etmek mümkün değildir. Söz edilmesi gereken tekeliyet/tekelokrasidir. Burada bir ihtiyaç belirmektedir. “Kapitalizm” ne olursa olsun hem siyasî, iktisadî ve akademik anlamda marksizme davetiye çıkaran, bu anlamıyla marksizmi çağrıştıran bir tanımdır. Küçük de bu dakikadan sonra beklendiği üzere marksizm ile didişmeye başlamaktadır.

Küçük’ün özellikle “Sol Marksizm”deki vurguları, marksizme politika aşısı yapma gayreti olarak yazıldığı dönemde hoş karşılanabilir olsa da gelinen nokta itibariyle öyle eleştirilmesi değil mücadele edilmesi gereken tezler durumundadır. Söz konusu tezlerin en önemlisi, marksizmin kapitalizmi çokça övdüğü ve bu üretim biçimine fazla paye verdiğidir. Bunun için Küçük, ucuz denebilecek bir el çabukluğuna başvurmaktadır. Çeşitli çalışmalarında –ki bu son kitabına aldığı bölümlerde de benzer vurgular mevcut–  marksizmin bir epistemoloji olarak kıymetinin altını çizen Yalçın Küçük “Komünist Parti Manifestosu” adındaki bir ufacık broşürü marksizmin teorik ve pratik amentüsü yapıp, Manifesto ile bir mücadeleye girişmektedir.

Burada Manifesto’ya ilişkin bir tartışma yapmayacağız. Ancak şu kadarını söylemek gerekir ki, marksizm Komünist Manifesto’dan ibaret değildir. Manifesto’nun önemli özelliği şudur: Manifesto’nun çerçevesi genel itibariyle güncelliğini korumaktadır. Manifesto’nun “hayat” tarafından aşılan bölümlerinin eksikleri de başka bir akım tarafından değil; kuramsal düzeyde yine marksizm tarafından formüle edilmiştir. Dolayısıyla, Komünist Manifesto’nun aşınan bölümlerinin eleştirisi zaten marksizme içkindir. En önemlileri de kapitalizmin ilerici enerjisinin tükendiği tezi ve eşitsiz gelişim yasasıdır. Bunların türevi bir dizi başlık sıralanabilir ve tartışılabilir ama bunun yeri burası değil. Kısaca söyleyecek olursak Komünist Manifesto, Küçük için bir yel değirmenidir. Kapitalizmin ya da marksist bir kavram olarak “kapitalist üretim biçiminin” aşıldığı düşünülüyorsa hesaplaşılması gereken eser Manifesto değil, Kapital’dir. Bu hiç de zor değildir. Nail Satlıgan’ın geçtiğimiz hafta Korkut Boratav Hoca’nın da atıfta bulunduğu ifadesi ile söyleyecek olursak Kapital ampirik olarak yanlışlanabilir tezlerden oluşmaktadır.

Açıkça söylemek gerekir ki Yalçın Küçük’ün, “Marx, kapitalizmi fazlaca abarttı” önermesi, marksizmin temelinde yer alan “tarihsel ilerleme” fikri reddedilmedikçe iddia edilemez. Küçük’ün çok doğru biçimde saptadığı gibi, marksizmi mesihçilikten kurtaran unsur, son kertede insan etkinliğine marksist sistem içinde biçilen roldür. Ancak kurtarıcı olan bu eylemi hayata geçirebilecek yegâne toplumsal güç proletaryadır. Ne var ki; proletarya kapitalizm yoksa tahayyül edilemez. Dolayısıyla Marx’ın yaptığı çubuk bükmeyi bu şekilde değerlendirmek gerekmektedir. Marx, kapitalizmi değil; onun mezar kazıcılarını övmektedir. Marx’ın kapitalizmin çıkışına, yükselişine ilişkin yaptığı olumlu vurgunun siyasî ve bilimsel bir diğer anlamı ise kapitalizmin metafizik bir kategori olmaktan çıkarılması uğraşıdır. Ne demek istiyoruz? Marx, kapitalist üretim biçiminin yasallıklarının doğal ve tarihsiz yasalar olarak resmedilmesine karşı sıkı bir mücadele yürütmüştür. Kapitalizmin zuhuruna ilişkin vurgu öte yandan kapitalizmin nihayetine ilişkin yapılan vurguyu içinde barındırmakta, onu tarihsel bir kategori haline getirmektedir.

Bütün bunlardan çıkarabileceğimiz sonuç, kapitalizmin sosyalizmi kaçınılmaz kıldığı ölçüde ilerleme olduğudur. Marx’ta daha fazlası yoktur. Marx’ın erken sayılabilecek eserlerinin didiklenmesiyle çıkarılabilecek kimi vurgular ise dediğimiz gibi marksizmin kendisi tarafından aşılmıştır. Kaldı ki Marx, tarafından zikredilmiş olan “insan anatomisinden yola çıkılarak maymun anatomisinin anlaşılabileceği” önermesinin tersi doğru değildir. En azından bizler, marksistler için…

Üçüncü nokta şudur: Batı’da belli devrelerle canlanan “Kapitalizm bitti” tezlerinin ortak olarak işaret ettiği husus kapitalizmle birlikte kapitalizmin bir çocuğu olan marksizmin, bir adım ötesine geçecek olursak bu üretim tarzının devrimci bir biçimde aşılarak işçi sınıfı tarafından sosyalizmin inşa edileceği tezinin geçerliliğinin sona erdiğidir. Kapitalizm zaten aşılmıştır ve yerine marksist manada da daha gelişkin bir üretim biçimi geçmemiştir. Dolayısıyla bu tezlerle bir taşla iki kuş vurulmaktadır. Bunlardan ilki Marx’ın kapitalizme ilişkin postülalarıdır, diğeri ise marksist sistemin sine qua non’u olan ilerleme fikridir. “Kapitalizm biterse” değil ama “kapitalizm ‘böyle’ biterse” marksizm bitmiştir. Dolayısıyla, bu pek devrimci yazın özünde anti-devrimci ve anti-marksisttir.

Küçük’ün “bitti” tezini yasladığı akıl yürütme erken dönem sanayi kapitalizmin işleyişinin aynı biçimde bugün tezahür etmeyişidir. Yazıya yaptığımız girişte, kapitalizmi var edenin bu işleyiş biçimleri değil; mülkiyet ilişkileri olduğunu söyledik. Marksizmin kapitalizme ilişkin önermeleri geçerliliğini sürdürmüştür. Adından da anlaşılacağı gibi birer soyutlama olan “hareket yasaları” geçerliliklerini sürdürmektedir. Kapitalizm yörüngesinde ilerlemiş ve kapitalizmin ortaya çıktığı dönemde pıtrak misali çoğalmış olan kapitalist işletmeler, kapitalist yasalar dâhilinde seçilime uğramış; yine Marx’ın öngördüğü üzere sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi gerçekleşmiştir. Bu rekabetin ortadan kalktığı değil, niteliksel ve niceliksel olarak değişime uğraması; azalmak bir yana artması ve hatta devletlerarası büyük savaşlara neden olması anlamına gelmektedir. Üzülerek söylemek zorundayız ki “rekabet bitti, kapitalizm paydos” tespitinin varacağı nokta olsa olsa “ultra-emperyalizm”dir. Hortlayan Kautsky’den “biz”e hayır gelmez.

Yalçın Küçük’ün, bunları ilk yazdığı dönem yani ‘90’lı yıllar, bir iktidar inadı ile yaratılması gereken aydın dinamizmi ve var olan Kürt hareketini buluşturmaya çalıştığı dönemdir. O dönemin Küçük’ü, bunları yazarken yukarıda andığımız gibi marksizme siyaset aşısı yapmaya çalışmaktadır. Önemlidir. Kendisinin bu son kitapta tartışmaya açtığının aksine, Küçük, o dönem marksisttir. Ne olursa olsun, Küçük’ün kullandığı yöntem marksist yöntemdir. Marksizmle girdiği tartışmalarda Küçük’ün temel kalkış noktası devrim ve sosyalist iktidar perspektifidir. O dönem söz konusu tezlerin yeterince tartışılmaması bir kayıptır. Küçük, bu tartışmalar esnasında ideoloji, emperyalizm gibi başlıklarda belki yine reddedilmesi ama öncesinde mutlaka dikkatle irdelenmesi gereken zenginleştirici tezler ortaya atmıştır. Bu tartışmaları yaparız, yapmalıyız. Fakat söz konusu tezleri yazan değil ama yeniden yayımlayan Küçük’ün söz konusu tartışmaların referans çerçevesini belirleme ihtimali ortadan kalkmıştır. Şu andan itibaren Yalçın Küçük’ün yapması gereken kendi “seksi” tezlerinin ortaya çıkarmış olduğu “canavarlarla” marksizmin dışında nasıl boğuşacağına kafa yormaya başlamasıdır.

• Tekeliyetten/tekelokrasiden bir çıkış var mıdır? Bu çıkışın devrimci bir tarzda olması mümkün müdür?

• Bu çıkış devrimci bir tarzda mümkün ise, söz konusu çıkışı gerçekleştirecek toplumsal özne ne olacaktır? Başka biçimde soracak olursak çelişki kapitalizmden farklı olarak nerededir?

• Kendi ifadesiyle “ilerleme yoksa sol yoktur”cu olan Küçük’e göre kapitalizm bu şekilde bittiyse ilerleme fikri nice olmuştur?

• Eğer kapitalizm bittiyse, kendisinin de açık seçik ve defaten belirttiği gibi bir burjuva ideolojisi olarak kemalizme ne olmuştur?

Daha da uzatabiliriz ancak gerekli değil. Bu soruları Küçük yanıtlamalıdır. Ama başlangıçta illâ gerekli ise marksizm saydığı yel değirmenlerinden vazgeçip marksizmin kendisi ile hesaplaşması gereklidir.

Peki ne mi olmuştur?

Marksizm, kapitalizmin gericileştiğini 1848’de saptamış ve daha da gericileşeceği, kendi değerlerini vulgarize edeceği kehanetinde de bulunmuştu. Olan budur. Kapitalizm doğal ömrünün ötesinde ayakta kalmıştır. Kapitalizm insanlığı içinden çıktığı çukurun daha derinlerine çekmeye çalışmaktadır. İnsanlığın tahayyülüne işlediği sahipsiz kalan değerleri ise bizim programımızda yer almaktadır. Kapitalizm varlığını sürdürmektedir. Emek-sermaye çelişkisi temeldir ve evrensel kurtarıcı işçi sınıfıdır. Tablo budur.

Bu tabloda biten Küçük’ün sosyalizmidir. Sosyalizm arzusu olmadan bu kadar olmaktadır.

Küçük, burun kıvırdığı Türkiyeli marksistlere daha dikkatle bakmalıdır. Zira kendi yarattığı canavarlarla girişeceği savaşta, Türkiyeli marksistlerin yardımına muhtaçtır. Türkiyeli marksistlerin Küçük’e olan ihtiyacı ise ihmal edilebilir düzeye inmiştir. Küçük’ün hep sırtını yasladığı ve sınırsız hoyratlığının gerekçesi olan ilişkide Türkiye solu ile yalnız külahları değil, rolleri değişmiştir.

Bu durumda son söz şudur:

Küçük’ün muhtaç olduğu kudret, artık kendisinde mevcut değildir. Küçük’ün sosyalizmi bitmiştir.

* Bu polemiğin gecikmiş bir polemik olduğunu söylememizin bir nedeni de Yalçın Küçük’ün bu tezini yeni çıkan eski kitabı “Sol Müdahale”ye dayandırması. “Sol Müdahale” aslında Küçük’ün Marksist Damar, Sol Marksizm, Emperyalist Türkiye ve Soğuk Savaş kitaplarından oluşuyor. Bunu söylemenin özellikle önemli olduğu kanaatindeyiz. Zira, bu tez başta olmak üzere bu çalışmadaki diğer tezler, Küçük’ün yeni hattının bir uzantısı olarak ortaya çıkmış değiller. Dolayısıyla, “zaten bir süredir…” diye başlayan açıklamalar geçersizdir. Bu açıklamalarda miladı bir hayli geriye koymadıkça… Bir de belirtmek gerekir ki Küçük’ün son zamanlarda yaptığı “kapitalizm bitti” açıklamaları aynı zamanda “reklam kokan hareketler” gibi görünmektedir.

yazici   mail