www.soL.org.tr
Kurt kapanı
İlker Belek 22 Ekim 2007, Pazartesi

Kemal Okuyan daha önce yazmıştı: Dışarıdan, örneğin Suriye ve İran’dan AKP’nin ABD’yle “restleşmesi” olumlu bulunuyor diye. Suriye devlet başkanının birkaç gün öncesine rastlayan ve Türkiye’ye sınır ötesi operasyon konusunda arka çıkan açıklamaları bu saptamayı doğruluyor. Belki de Suriye, Türkiye’yi gaza getirerek, ABD ile arasını açmaya ve kendi elini güçlendireceğini umduğu bir gelişmeye yol vermeye çalışıyor.

Oysa Türkiye’nin anti Amerikancılığının kesin bir sınırı vardır. Bu sınırı NATO üyeliği, IMF ve Dünya Bankası ilişkileri, Kuzey Irak’ta iş yapan 1000’in üzerindeki Türk şirketi, Irak ile yaklaşık 5 milyar doları bulan yatırım ve ticaret hacmi, AB üyelik süreci belirler. Bu nesnelliğe karşın, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini koparma noktasına gelmesi, hangi gerekçe ile olursa olsun olanaksızdır. Türkiye’nin kendisini başka bir güç odağı ile birlikte anlamlandırması ise, şu anda, hem pratik hem de tarihsel nedenlerle olacak iş değildir.

O nedenle, bu tezkere meselesi, pazarlık gücünü artırmaya yönelik bir hamle olarak değerlendirilmelidir. Zaten kendileri, bunu “iyi kullanmamız, sakin olmamız gerekir” diye açıklıyorlar. Pazarlık hem dışarıya hem de içeriye karşı söz konusudur. Dışarıda ABD, Irak ve AB var. İçeride ise emekçi sınıflar yer alıyor.

Uzun yıllardır, pek çok gerçek sorun karşısında sınıfsal tepkinin gelişmesini önlemek için kullanılan milliyetçi hava, artık o noktada ki, “Irak’a girelim, Kerkük’ü alalım, Barzani’yi indirelim” hezeyanını, şimdiye kadar olduğu gibi, görmezden gelen bir siyasetle karşılamak olanaklı değildir. Bir süre özel olarak basılan havayla şişirilen balon patlama sinyalleri vermekte olduğu için, hafifçi indirilmesi gerekmektedir.

Çok yüksek olasılıkla ABD, Irak ve Türkiye, Türkiye’nin kontrollü bir biçimde Irak’ta bir operasyon yapmasına ve hatta orada bir miktar da asker bırakmasına (ki şu anda da zaten var) izin verecek bir senaryo üzerinde anlaşırlar.

Aksi bir gelişme gerçekten çok kontrolsüz olur. Türkiye ve emperyalist egemenler birbirleri olmadan ne yaparlar. Bir kere bunu ABD de kendisi açısından istemez. Irak’a girerken kafasında bu ülkeyi parçalamak niyetinin bulunduğunu en başından beri yazıyoruz. Öte yandan Irak senaryosunun, Türkiye’yi rahatsız edeceği de belliydi. Geçen hafta çaresizlikten söz etmiştim: Irak’ın bölünmesi ve stratejik ortak Türkiye’nin rahatsızlığı. Çaresiz böyle. Aslında, PKK da işte bu gerilim üzerine oynamakta ve Türkiye’yi Irak’a davet eden bir açılım geliştirmektedir. Daha Irak sorunu çözülmeden, ABD’nin başına yeni bir iş açılmıştır. ABD dünyanın patronudur, ancak her gelişmenin baştan senaryo içinde öngörülebilmesi, öyle olsa bile, başa açılan her işe hazır bir çözüm sunulabilmesi olanaklı değildir. Bunlar global siyasetin, küreselleşmenin, beklenmesi gereken çatlakları olarak değerlendirilmelidir.

Öte yandan, ABD’nin, Türkiye’yi, Ortadoğu’daki senaryolarına dahil olmaya mecbur etmek için PKK’yi özel olarak kışkırttığı ve Türkiye’nin sınır ötesi operasyonuna çanak tuttuğu tezini de gerçekçi bulmuyorum. Irak yönetimiyle anlaşma sağlanmadan yapılacak bir operasyondan sorun çıkar. Bunu, şu anda, yakın dönemde ABD de istemez. Zaten daha kapsamlı militer planlara Türkiye’nin dahil edilmesi için örneğin Ermeni kartı bile yeterli görünüyor.

Şimdi oturup pazarlık yapacaklar. Bana kalırsa kimse ayrıntıda ne istediğini, nasıl anlaşacağını tam olarak bilmiyor. Bilinen tek şey anlaşmak zorunda olunduğudur.

Aksi hem pratik hem de teorik nedenlerle olanaksız denecek derecede güçtür. Aksinin olanaklı olması, yani Türkiye’nin bu gerilimi Amerika’ya rağmen sürdürmesi, onay almadan Irak’a girmesi savaş demektir. Bu savaşın karşı tarafında, bu kez bir biçimde ABD ve bütün Kürtler de olacaktır.

Yine çaresizlik: Türkiye tam bir kurt kapanı içindedir. Kürt sorununun çözümünde milliyetçilik stratejisi üretilmiş, bu strateji Türkiye ve Türkler’i bütün Kürtler’i düşman görme noktasına getirmiş ve hatta stratejik ortağı ile arasını açmıştır. Bölünmeyelim diye üretilen stratejinin temelinde bir savaş, hatta bir iç savaşlı savaş ve bölünme potansiyeli yatmaktadır.

AB’nin de ABD’nin de kafalarında, Türkiye’deki etnik sorunu, Türkiye’yi parçalayarak sindirme noktasına kadar taşıyacak bir plan mevcuttur. Ve şimdi bu plan hiçbir tarafın istemediği bir şekil ve zamanda zorunlu biçimde kendisini dayatmaktadır. Sanki cin şişeden fırlamıştır. Bilirsiniz o cin o şişeye bir daha girmez.

Türkiye’nin egemenleri bir ikilemle karşı karşıyalar: Ya emperyalizmin uşaklığına devam ya da bir boğazlaşma sonucunda parçalanma. İlkinin tercihi biriktirdikleri faşizan azgınlığı yatıştıramayacak, ikincisi “millici” paradigmalarını geçersizleştirecek. Çaresizler. Bu çaresizlik Türkiye’yi daha da çok büyük güçlerin kucağına atacak.

Onun için tek çıkış yolu, bu ülkenin en büyük gücünün, işçi ve emekçi sınıflarının ortak antiemperyalist sınıf mücadelesidir.

yazici   mail
Kurt kapanı
İlker Belek
Meclis tuvaletleri
Kemal Okuyan
Öykümüzün adı: Ekim 1912
Tevfik Çavdar