Meclis’in tuvaletlerinde çorapların fora edilip abdest alınması, bir milletvekilinin şikayetçi olduğu gibi, “yüzünü yıkarken bir bakıyorsun, birisi ayağını sana doğru uzatmış” vaziyetinin ortaya çıkması, kimilerinin ileri sürdüğü gibi halkın elitlerden intikam aldığı, halkımızın kabuğunu çatlattığı, sosyolojik bir süreç değildir. Yaşananlar tamamen siyasaldır ve sermaye dünyasının Türkiye’ye biçtiği rolün ancak bu tarz bir gericileşmeyle mümkün olduğunun kanıtıdır.
Kanımca konunun sosyolojiyle tek ilgisi, Türkiye’de meclis tuvaletlerinde paçaların sıvanıp, ayakların lavaboya konmasına itiraz eden tek milletvekilinin Kamer Genç olmasıdır.
Meclis personeline ve abdestini ille de tuvaletlerde almak isteyen milletvekillerine Bülent Arınç döneminde bir kıyak yapıldığı da ortaya çıkmıştır. Göbeklenme ve kireçlenmeden olsa gerek, ayaklarını aşırtmak isterken dengesini yitirip yere kapaklanan arkadaşlar için lavaboların seviyesi düşürülmüş. Meclis başkanına artık kim nasıl bir dilekçe yazdı onu bilemiyorum. Hizmet hizmettir, vatandaş rahat etmelidir!
Acaba alfranga tuvaletler söktürülüp yerine alaturkaları da konmuş mudur? Böyle bir girişimden önce “alafranga tuvalet günahtır” denerek üzerine tünenmiş ve sağa sola pislik bulaştırılmış mıdır?
Alafranganın da alturkanın da farklı sakıncaları var, kim nasıl rahat ediyorsa, öyle etsin!
Ancak lütfen bütün bu olup bitenler, demokratikleşme olarak görülmesin.
Medeniyetler buluşması, batı-doğu sentezi, kültürler kakışımı, köprülerde randevu gibi saçmalıklarla estetize edilmiş emperyal yaklaşım,Türkiye’nin bölgesel projelere bağlanabilmesi için gündelik ve kültürel yaşam içerisindeki dinsel motifleri hızla çoğaltma gereksinimi duymaktadır.
Çürüme, tüccar zihniyeti, işbirlikçilik ve işbitiricilik bu çoğaltım işlemine eşlik ettiği sürece ortaya çıkan son derece küstah, bencil ve çirkin bir tablodur. Türkiye’nin tarihsel ve kültürel zenginlikleri, bugüne taşınan kimi toplumsal değer ve gelenekler de bu tabloda örselenmekte, hatta yok olmaktadır.
Emperyalist bir zeminde yaşanan batılılaşmanın şimdi aynı zeminde bir doğululaşma olarak Türkiye’nin önüne konduğu açıktır. Batılılaşma burjuvalarımızda ne denli özenti, ne kadar vıcık vıcık, ne ölçüde iğreti duruyorsa, bu biçimiyle doğululaşma da aynı özellikleri barındırmaktadır.
Batılılaşmanın burjuvalarımıza, doğululaşmanın halkımıza özgü olduğunu düşünmek ise abestir. Sermaye sınıfımız doğululaşma hamlesini çoktan başlattı, yavaş yavaş orta sınıflara da yayılmaktadır.
“Doğu” asla “geri” olan değildir, lakin emperyalist zeminde ve burjuvaların önderliğinde batıya doğru da gitsen, doğuya doğru da gitsen gericileşirsin.
Talihsizlik Türkiye’nin başına üç kez konmaktadır. Birincisi, Türkiye on yıllardır gericileştirilmektedir, toplumsal kurtuluş mücadelesine karşı başka çare bulamamışlardı. İkincisi, sermaye bütün dünyada toplumları dincileştirmek için çaba harcıyor, en ileri kapitalist ülkelerde dahi şaşırtıcı bir dönüşüm gerçekleştirdiler. Türkiye bu dönüşümün dışında kalamazdı, kalmadı da... Üçüncüsü, Türkiye’ye Ortadoğu’da biçilen rolle doğrudan ilgilidir ve gündemde olan projelendirilmiş bir gericileşmedir.
Emperyalistler için değişen bir şey yok, batılılaşan uşaklarına yine tepeden bakıyor, onları yine aşağılıyorlardı. Meclisi ziyarete gelip tuvalete giren bir Amerikan ya da İngiliz diplomatın yanı başında ayağını ovuşturan bir görevli ya da parlamentere bakışı ne bir eksik ne bir fazladır.
Alafranga ya da alaturka fark etmez, önemli olan memleketimizin içine edilmesidir.
|
Kurt kapanı İlker Belek |
|
Meclis tuvaletleri Kemal Okuyan |
|
Öykümüzün adı: Ekim 1912 Tevfik Çavdar |
![]() | Referandum sandığından belirsizlik çıktı |
![]() | Fisk: Lübnan'da Hariri yanlıları silahlanıyor |
![]() | Sarıgül'e karşı öğrencilerden kampanya |
![]() | BTS, Marmaray'a karşı yürüyor |
![]() | Kübalılar sandık başında |