6 Nisan, meydanların, alanların ve salon toplantılarının iç dinamiklerini, kıpır kıpır yansıtan bir zaman kesiti olarak tarihe düştü. Haykırılan ortak belgi, AKP'nin istenmediği bir memleket arayışı idi.
AKP karşıtlığı, salt bir siyasi parti "istemezük"lüğü olarak kavranmamalıdır.
Bu, AKP'nin kimliğinde özdeşleşen piyasacılık, Amerikancılık ve gericilikle tarihi bir hesaplaşma ve ona karşı duruşun temsilidir. Sermaye vurgunu ve temerküzü yerine, halkın, emekçilerin özgür sesinin, soluğunun öne konulduğu bir Türkiye rüyasının resmedilmesidir.
İşte ben, bu toplantılardan "Gavur İzmir" de olanına katıldım. Yurtsever öğrencilerin kapalı salon coşkusunu izledim.
İzmir'in gavurluğu üzerine çok çeşitlemeler yapılmıştır. AKP'nin başkanı ve zat-ı başvekil şahaneleri, seçim nutukları sırasında gavurluk vurgusunu öne çıkarıp, İzmir'i de yerel seçimlerde teslim alma babında konuşmalar falan yapmıştır.
Bu gavurluk işinin ne menem bir şey olduğunu hatırlamakta yarar vardır...
Anlamının ne olduğunu bilirim; ve fakat gene de, "Vikipedi, özgür ansiklopedi" sayfasına bakmadan edemedim. Bakın, sayfa ne diyor..
"Gâvur, Türkçede Müslüman olmayan kişileri belirtmek için kullanılan bir addır. Osmanlı Devleti döneminde Farsça gebr sözcüğünden Türkçeye girmiş ve bu dönemde Hıristiyanları özellikle de Yunanları nitelemek için kullanılmıştır.
Sözcük Farsçadan ilk alındığında aşağılama ve hor gösteren bir anlam içermekteyken, toplum arasında hızla yayılmış ve Arapça kâfir sözcüğü ile eşanlamlı olarak kullanılmaya başlanmış, hakaret güden anlamını büyük oranda yitirmiştir.
Gâvur sözcüğü Türkçe üzerinden Balkanlardaki pek çok toplumun da diline girmiştir. Bu sözcüğe Bulgarcada Gyaur, Rumencede Ghiaur, Sırpça ve Hırvatçada Kaurin, Arnavutçada ise Kaurr denmiştir.
Düşman anlamına da gelir."
Bu laflara bakıldığında, "gavur" tanımı, hakaretamiz özelliğini yitirmiş ise de, kavramsal olarak "düşman belleme", halen ayakta durmakta imiş. İzmir'in gavurluğunun, Osmanlı döneminden kalan ve vilayetin çok milletliliğine bir atıf olarak, müslüman ahali arasında türetildiğine dair kimi kayıtların değerlendirmesine girmeden, vaziyet öyleyse, şu sorulabilir diyorum: Başbakan yoksa İzmir'i düşman mı bellemiş vaziyettedir? Eğer öyleyse, bu algı vahim bir serencamdır; oysa, son seçimlerin sonuçlarına bakılacak olursa, neredeyse yüzde 50 ye yakın bir oyu, başbakanın partisi bu mahalden her ne hal ise, elde etmiştir.
Bunları geçelim...
İzmir ve civarında, bir başka halk ağzı daha bulunur.. O da, Nakşalı cavuru, ya da gavurudur...
"Nakşa (Yunanca: Νάξος (Naksos), İtalyanca: Nicsia) Yunanistan'a bağlı bir Ege adasıdır. Nakşa, Ege'deki birbirine yakın bir dizi adadan birisidir ve topuna Çember Adaları da denir.
Vikipeda'ya göre Nakşa, Antik Kikladik kültürün merkezidir ve adanın başlıca geliri turizmdir. Çevresindeki adaların kurak olmasına karşın Nakşa'da yeterince su bulunur. Zas Dağı (1.004 m) yörenin en yüksek tepesidir, topladığı bulutlar adaya yağmur yağmasını sağlar.
Yunan mitolojisinde tanrı Zeus, Zas Dağı'ndaki bir mağarada büyütülür (Zas Dağı, adını Zeus'tan almıştır).
Yine mitolojide Girit Kralı Minos'un kızı Arian, adada uyurken sevgilisi Theseus kızı "unutarak" adadan ayrılır. Adanın tanrısı Dionysos kıza aşık olur. Ancak Ariadne Theseus'tan ayrı kalmaya dayanamaz ve intihar eder".
- Bu tevatürden sonra, "Nolmuş yani?" Diye sorabilirsiniz... Ben de bilmiyorum.
"Dördüncü Haçlı Seferi'nden sonra İstanbul'da kurulan Latin İmparatorluğu'ndan güç alan Venedikli Marco Sanudo, adayı ve diğer bazı Çember Adaları'nı ele geçirerek Nakşa Düklüğü (veya Takımada Düklüğü)'nü kurmuş. 1566'da Osmanlıların adayı ele geçirmesine kadar, iki hanedandan gelen yirmibir dük adada hüküm sürmüş....
Nakşa, Osmanlı döneminde yarı bağımsız bir idareye kavuşmuş; Osmanlılar adanın iç işlerine de fazla karışmamışlar... Ege Denizi'nin ortasında bulunan bu adaya Türk yerleşimi tarihsel olarak sınırlı kalmış ve ada 1832'de Yunanistan'a geçmiş."
Nakşalı'lar her ne hal ise ve Ege'nin bu yüzünde, inatçı bir çalışkanlıkta olan insanlar olarak temayüz etmişler; ünlenmişler. Osmanlı zamanından başlamış olsa gerek, muhacir olmadan önce, Anadolu ahalisi olarak İzmir ve civarında ki yerleşiklikleri, benim çocukluğuma uzanan bir zaman dilimde inatçı çalışkanlıklarına övgülü bir gönderme ile onları hoşgörüyle anar kılmış... "Nakşalı cavuru gibi çalışma"...
Bu kadar tarih ve coğrafya tafsilatından sonra, bu yazılanlar nereye denk düşmektedir...
Başvekil'in teslim alınmasını önemle buyurduğu, "Gavur İzmir", "Nakşalı cavur" çalışkanlığı ile, AKP'yi istemiyoruz diyesiye, gericilik, Amerikan'cılık ve piyasacılığın karşısına dikiliyor.. İzmir toplantısında bunun vurgusu önemle öne çıkarken, artık şu sorunun da yanıtını vermek gerekiyor...
Evet AKP'yi istemiyoruz!..., Öyleyse neyi istiyoruz ve adres nedir!?...,
En geniş emek cephesindeki halkın, Cumhuriyet değerlerini ileriye taşıyacak iktidarı, varılacak acil hedef, bunu kotaracak, becerecek siyasi irade de tek adrestir...
[email protected]
|
Taksim'e, siyasete Aydemir Güler |
|
Gavur İzmir, Nakşalı Cavuru ve AKP'yi İstemiyoruz Nurettin Abacıoğlu |
![]() | Diyarbakır heyeti de AB çıpasına sarıldı |
![]() | KKE'den Lizbon Anlaşması'na geçit yok |
![]() | Burhan Yenigün pes dedirtti |
![]() | Emekçiler seslerini Ankara'ya taşıyor |
![]() | Venezuela SIDOR'u kamulaştırıyor |