"Evet" deniyor, "olanaklı": "En azından bir geçiş dönemi olur. Kısmi kazanımlar elde edilir. Hiç yoktan iyidir." Bu, özellikle orta sınıfların tesellisi. Onları oyalıyor. Oyalanmalarını rasyonalize etmelerine yarıyor. Fakat, yalnızca orada sınırlı kalmıyor ve işçi sınıfına (özellikle kitle örgütleri üzerinden) da sükunet ve atalet aşılıyor.
Olanaklı ise, "hiç yoktan iyidir" demenin de olanağı vardır. Hiç yoktan iyidir demek, sosyal devlet olanaklı ise olanaklı olabilir. Aksi taktirde bu seçeneği tamamen gündemden çıkarmak ve doğrudan başka şeyler düşünmek gerekir.
Sorunun önemli olduğunu ve kuramsal bir yanının bulunduğunu kabul etmemiz gerek. Yanıtın, üç eksendeki mantıksal bir çözümlemeyle verilebileceğini düşünüyorum.
Bilindiği gibi sosyal devlet kapitalizmin sivrilikleri, aşırılıkları törpülenmiş biçimidir. Kapitalizmin tarihinde bir aşamadır. Kapitalizm bu makyajı yapmaya sosyalist sistemin baskısı nedeniyle zorunlu kalmıştır. İkinci emperyalist savaştan sosyalizm ve Sovyetler Birliği galip çıkmamış ve o süreçte Avrupa ülkelerinde komünist hareketlerin popülaritesi artmamış olsaydı, kapitalist sistem kendisini böyle bir mecburiyet altında hissetmezdi. Sovyetler Birliği olmasaydı, Batılı ülkeler bir biçimde savaş yıllarında büyük mücadelelerle bu popülariteyi hak etmiş olan komünist hareketlerin cezasını hemen keserdi. O halde, kapitalizmi sosyalleştirmek için bile sosyalist bir bloğun varlığı gerekir. Bugünün, dizginlerinden boşanmış vahşi kapitalizminin kısmen kontrol altına alınabilmesi için bile sosyalist bir kopuş zorunludur. Sosyalizm kapitalizmi sınırlayan temel faktördür. Sosyal devlet ancak sosyalizmin varlığında, sosyalizme komşu yaşayabilir. O halde önce sosyalizm.
İkincisi ve fakat: Kâr oranlarının düşmesi yasasını dikkate almak zorundayız. Bunun somut karşılığı kapitalist sistemin son 30 yıldır içinde bulunduğu durgunluk dönemidir. Mandel'in tanımladığı gibi, uzun durgunluğun aşılabilmesi için siyasal, sosyal, ekonomik değişik parametrelerin aynı anda devreye girmesi gerekir. Yeni hammadde-enerji kaynakları, yeni bir üretim sistemi, bilinen ama kullanımda olmayan hammadde kaynaklarının kullanıma sokulması, bunun için sömürgeleştirme-işgal, yeni teknolojiler, emeğin yeni disiplin yöntemleri, vb. Son durgunlukta patronların beceremediği budur. Genişlemeyi sağlayacak bir atılım gerçekleştirilememektedir. Üstelik ortada bir de ciddi bir aksilik vardır ve ilk maddeye fakat şerhi düşmemizin sırrı da burada gizlidir: Kar oranlarını, üretkenliği artırma potansiyeli taşıyan bilgisayarlı teknolojiler, emek gücünü üretimden dışlamakta, bu da toplam talebi düşürerek artı değerin gerçekleşmesini olanaksızlaştırmaktadır. Hal böyle olunca, kar oranını yükseltmek bakımından, burjuvazinin elindeki tek silah emeğin ucuzlatılması olmakta, ancak bu da sonuçta talebi düşürücü bir etki yaratmaktadır: Tam bir kısır döngü. Kısacısı bugünün koşulları, sosyal devletin ortaya çıktığı koşullardan oldukça farklıdır. Bu nedenle, merkez kapitalist ülkeler ve bu ülkelerin burjuvazisi, hem kendi ulusal emek güçlerini hem de çevre ülkeleri önemli derecede dışlayan bir ekonomik paradigmaya mecbur durumdadır. Buradan emekçi haklarının genişlemesiyle karakterize bir sosyalleşmenin çıkması zor görünmektedir.
Ve en nihayet mantıksal çözümlememize emperyalist sistemin hiyerarşik yapısını dahil etmeliyiz. Burada dünya ülkeleri merkez ve çevre diye bölünüyorlar. Sosyal devlet ancak merkez ülkelerin bir gerçekliği idi. Merkez, çevreden aktardığı artı değerle söz konusu mirasyedi rahatlığını yaşamıştı. Aynı yıllarda çevre ülkelerin durumunun, bugünkünden daha iyi olsa bile, sosyallikle pek bağdaşmadığını iyi biliyoruz. Kaldı ki, ilk iki mantıksal çözümlememizle, merkez ülkelerde bile günümüz açısından bir olanaksızlıktan zaten söz etmiş olduk.
O nedenle, dünya kapitalist sisteminin, önümüzdeki dönemde iyice merkeze kapanan, çevredekileri ve halk sınıflarını daha fazla oranda dışlayan bir "gelişme" stratejisine mecbur olduğunu ve 1950'ler-1970'ler arasındaki altın çağın bir ütopya olarak tarihin sayfalarında yerini alacağını düşünmek mantıklı görünüyor.
Bu halkları sosyalizme mecbur kılan bir gerçekliktir.
|
Sosyal devlet olanaklı mı? İlker Belek |
|
Türkiyeli çözüm! Kemal Okuyan |
|
Ölümcül dehşet dengesi Tevfik Çavdar |
![]() | Patronlar alay ediyor |
![]() | Irak’ta “Şii operasyonu” sürüyor |
![]() | AB’ye yaranma faaliyetleri başlıyor |
![]() | Sanal ortamda sınırsız fişleme |
![]() | Latin Amerika ve dünya için kritik gün |
![]() | Cezayirliler unutuldu bile |