İnsanlık, yıllardır kapitalist egemenliğin yarattığı bir korku tünelinde yaşıyor. Düzen sürekli korku üretiyor. Sermayenin denetimindeki medya her gün yirmi dört saat bu üretimi körüklüyor. Diziler, filmler, sağlıktan, iklime kadar her gün bir felaket senaryosu sergiliyorlar. Son beş yıl içerisinde, adeta istismar edilen bir terör sarmalında yaşatılıyoruz. Bizi sarmalayan terörü ve teröristleri tam belirliyemiyoruz, Bin Ladin nerede belli değil. Evet ortada birtakım bombalar atılıyor ama bunları patlatanlar gizler içinde. Yenilerde terörizmin adresi olarak Müslümanlar gösteriliyor. Bu yaratılan korkudan, temelde, kimler yaralanıyor, asıl tartışılması gereken bu noktanın üzeri sürekli örtülüyor. Afganistan, Irak işgal edildi. Taliban ve Saddam rejimleri devrildi. Şimdi ortaya çıkıyor ki Irak'ta işgalden bu yana, ölen sivillerin sayısı 650 bini aşmış. Belki bir yıl sonra bu sayı bir milyona yaklaşacak belki de geçecek. Peki gerçek terörist kim? ABD, İngiltere bu sorunun altındaki ithamdan kendilerini sıyıramazlar.
Evrensel kapitalizmin yığınları kendi sultasında, sinmiş olarak tutmayı amaçladığı bu korku tüneline böylece değindikten sonra, bu düzenin yarattığı "ölümcül denge"ye dönelim. Sözünü ettiğimiz, bugün küreselleşmiş olan finans kapitalin temelindeki ekonomik yaklaşımın yarattığı "ölümcül denge"dir. Ne yazık ki bu cehennemi olgu üzerinde çevreyi kirleten variller, ya da küresel ısınmanın yaratacağı tehlikeler kadar durulmuyor. Kuşkusuz bu çevreyi tahrip eden olgularında temelinde aç gözlü kapitalist düzen yatmaktadır. Fakat bugünkü ekonomik yapı insanları, emekçileri, ezilen, sömürülen ulusları tahrip edecek yapıdadır. Bu sözlerimizi biraz daha açalım. Önce, hızla kirlenen atmosferden daha ölümcül olma görünümünde, dünyada serbestçe dolaşan, ünlü deyimiyle "Yüzen-Gezen" 75 trilyon dolarlık bir paradan söz edelim. Bu para son otuz yıl süresince hızla artmıştır ve kısa vadede kendine kazanç getirecek ulusal mali piyasalara konmak, onları sömürmek için fırsat kollamaktadır. Küreselleşmiş sermaye bir yandan ülkelerdeki ucuz emeği sömürmeyi sürdürürken diğer yandanda ulusal borsalar, bankalar vb. kanallarla borç vererek elde ettiği reel faiz kazancı nedeniyle büyümektedir. Bu işlemi en açık bir şekilde kendi ülkemiz, Türkiye örneğinde görebiliriz.
Şimdi ufak bir hatırlatma yapalım. Türkiye 1980'den sonra iki aşamada küreselleşmiş kapitalizme eklemlenmiştir. Bunlardan birincisi 24 Ocak 1980 kararları ile kabul ettiğimiz ticari serbesti, diğeri ise 1989'da bir kararname ile belirlenen mali serbesti. Bu arada, özellikle hükümetlerin bir mali destek siyaseti olarak benimsediği iç borçlanma mekanizması yeni bir açılım olarak sunuldu. Ne var ki bu yol bir önce değindiğimiz 75 trilyon doların sömürü alanına ülkemizide soktu. Yüksek faizin albenisi sıcak paranın Türkiye'ye girmesini sağladı. Bugün iç borçlanmanın düzeyi şöyledir. 2005'de 244.17, 2006'da 251.9 milyar YTL. Bu borçlar için taahhüt edilen faiz oranını 2005'de %17.10 2006'da ise %21.43'dür. Özellikle son dönemde uygulanan düşük kur politikası ülkeye iç borçlanma için gelen sıcak paranın yüksek bir getiri elde etmesi sonucunu vermiştir. Dikkat edilirse bugünkü iç borç stoku milli gelirimizin düzeyine yakındır. Diğer yandan bugünkü dış borç stokumuz 193 milyar dolar düzeyine erişmiştir. Bu borcun 110 milyar doları özel kesime aittir. Sözün özü şu anda Türk ekonomisinin toplam borç yükü 535.4 milyar YTL'dir. Ve bu borç hemen hemen bütünüyle dış kaynaklı sıcak paradan oluşmaktadır.
Sergilediğimiz bu durum Türkiye ekonomisinin kalbine, can damarına saplanmış bir hançerdir. Bu hançerin açtığı yara Osmanlı borçlarının açtığından daha geniş ve daha derindir. Şimdi yineleyelim bu yüzer-gezer 75 trilyon dolar evrensel kapitalizmin gelişmekte olan ve Yükselen Pazar diye nitelenen ülkelerin temeline serilen bir halıdır. Yalnız unutmamamız gerekir ki evrensel kapitalizmin imparatoru ABD'ninde dış borç stoku yüksektir. O, kendi kontrolunda olan doların emisyon hacmine dayanmaktadır. Görülen odur ki evrensel kapitalizmin hükmettiği ülkeler bir sırça köşk içinde yaşamlarını sürdürmektedir. Bu "ölümcül dehşet dengesi"dir. Ve çok kullanılan bir deyimle sürdülemez.
Gelişmekte olan ülkelerin durumu çok daha kritiktir. Televizyon ekranlarında, radyo haberlerinde pembe tablolarla sunulan borsa indekslerinin hareketi, kur düzeyleri vb.parametrelere dayanan ekonomi yorumları bu sırça köşkün kırılgan dengeler üzerinde zor durduğunu gözlerden gizlemektedir. Gerçek ise yakın tarihimizin akışında gizlidir.1929 bunalımının etkisini faşizm ve 50 milyon insan kanıyla dolu bir savaş silemedi. Sürekli silahlanmayı gizleyen soğuk savaş, Kore ve Vietnam ancak tamir edilebildi.
Şimdi ise daha keskin bir virajdayız. Daha geçen hafta açıklandı cari açık 2006'nın dokuz ayında 30 milyar doları yani 45 milyar YTL'yi aşmış. Buna daha önce açıkladığımız 534 milyar YTL'lik, bilinen toplam borcumuzu da ekleyin."Ölümcül dehşet dengesi" dediğimiz budur. Evrensel kapitalizmin Türkiye'ye verdiği bu cehennem dengesidir. Bunun arkasından geleceklere şaşırmayalım. Bir gün altımızdaki sihirli halıyı evrensel kapitalizm denen düzen çekiverecek ve sırça köşkümüz başımıza yıkılacaktır. Kapitalizmin geçmişi bu denli bunalımlara tanıktır.
Not: Ermeni soykırımına ilişkin yasanın Fransız meclisinde kabülünden sonra yaygınlaşan boykot feryatlarını işittikçe, Bosna-Hersek'in ilhakını izleyen günlerde Osmanlı yönetiminin ünlü Avusturya ürünü fesleri boykot etmesi aklıma geldi. Güldüm.
|
Sosyal devlet olanaklı mı? İlker Belek |
|
Türkiyeli çözüm! Kemal Okuyan |
|
Ölümcül dehşet dengesi Tevfik Çavdar |
![]() | Patronlar alay ediyor |
![]() | Irak’ta “Şii operasyonu” sürüyor |
![]() | AB’ye yaranma faaliyetleri başlıyor |
![]() | Sanal ortamda sınırsız fişleme |
![]() | Latin Amerika ve dünya için kritik gün |
![]() | Cezayirliler unutuldu bile |