www.soL.org.tr
“Kararı uygulamıyoruz çünkü...”
3 Temmuz 2006, Pazartesi

Hükümetler ve yargı kararlarını uygulaması gereken idareler, kararların gereğini yapmıyorlar. "Yabancı sermaye kaçar", "ekonomi zarar görür" gibi gerekçelerle işledikleri suçlara kılıf buluyorlar.

HABER MERKEZİ Avrupa Birliği süreciyle birlikte Türkiye'de hukukun üstünlüğü ilkesinin egemen olacağı şeklinde yaygın bir görüş bulunmasına karşın, aynı sürecin bir parçası olan özelleştirme konusunda yargı kararlarının yabancı sermayeyi korumak gibi gerekçelerle uygulanmadığı sayısız örnek yaşandı. Hukukun üstünlüğünü dilinden düşürmeyenler, "yabancı sermaye kaçar", "ekonomi zarar görür" gibi bahaneleri hukukun "üstüne" koymaktan çekinmedi.

Yabancılara ayıp olur...
Geçmişi çok eskilere giden bu uygulamanın ilk örnekleri arasında, Türkiye Çimento ve Toprak Sanayii T.A.Ş.'a (ÇİTOSAN) bağlı bazı ortaklıkların 1987 yılında alınan kararla Societe Ciments Français şirketine satışı işlemi bulunuyordu. Bu karar Ankara 1. İdare Mahkemesince 30.3.1990 tarihinde iptal edilmiş, karar Danıştay'ın 10. Dairesi tarafından 1991 yılında onaylanmış, karara yönelik düzeltme talepleri de reddedilmişti.

Bu gelişmeye dönemin DYP-SHP hükümetinin verdiği yanıt ise, Danıştay'ın kararlarının uygulanmamasını sağlayan ve 27 Nisan 1992 tarihinde alınan ilk gizli idari karar oldu. "Bakanlar Kurulu Prensip Kararı" adlı kararda Çitosan'a ait 5 çimento fabrikası ve USAŞ'ın satışında yargı kararına uyulmaması öngörüldü. Kararın gerekçesi ise, büyük güçlerin çıkarlarının kamu yararından ve hukuktan daha üstün olduğunu ve özelleştirme konusunda diğer ülkelerin baskılarını ortaya koyar nitelikteydi:

"Kararının uygulanması halinde Türkiye ile yabancı şirketler ve giderek ülkeler arasında yeni hukuki sorunlar doğmasının kuvvetle muhtemel bulunması sebebiyle; durumun iç hukukumuzdan ziyade ülkemizin diğer devletler ve milletlerarası kamuoyu nezdinde itibarı ve çıkarları ile milletlerarası münasebetlerin gerektirdiği kriterler çerçevesinde değerlendirilmesinin uygun olduğuna şüphe yoktur."

Benzer bir karar Sümer Holding'e ait işletmeler, Havaş ve başka çok sayıda işletmenin satışıyla ilgili Danıştay iptal kararıyla ilgili olarak 1997 yılında Mesut Yılmaz'ın başbakanlığında alınmıştı. Bu kararda ise, iptal kararının uygulanmaması gerekçesi olarak, ortaya çıkan "fiili durum"un geri dönülemeyecek bir noktaya gelmiş olması ve ekonominin zarar görmesi gerekçe gösteriliyordu.

Danıştay kararlarının uygulanmadığı bir diğer örnek de 1997 yılında Kombassan Holding'e satılan Petlas özelleştirmesiydi. Satış yalnızca 2000 yılında mahkeme tarafından iptal edilmekle kalmadı, satışın dayandığı 4046 sayılı Özelleştirme Yasası'nın değer tespitiyle ilgili 18. maddesi de 1997'de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Anayasa Mahkemesi kararının bile dikkate alınmadığı bu örnekte, bütün bunların üstüne, satışı iptal eden mahkeme kararı da Danıştay tarafından onaylandı. Dahası, Kombassan Holding özelleştirme bedeli olan yaklaşık 35 milyon doların toplamda yalnızca 12 milyon dolarını ödedi. Hükümetler ise bu konuda herhangi bir yorumda bulunma zahmetine bile girmedi.

İşlerine geleni emsal alıyorlar
TÜPRAŞ'ın yüzde 51 hissesinin Koç-Shell konsorsiyumuna satışı konusunda ise Danıştay tarafından alınan yürütmenin durdurulması kararı alındı. Hükümet ve özelleştirme yanlısı hukukçular, kararın uygulanmamasında "fiili ve hukuki imkansızlık" gerekçesine sığınırken, buna kanıt olarak geçmiş örnekleri göstermekle yetindi. Çitosan'a ait beş fabrika, Usaş, Havaş, Giresun ve Hopa limanları, Karabük Demirçelik ile Sümer Holding Nevşehir İşletmesi satışlarını örnek gösteren hükümet, hukukçular ve basın, diğer yandan aksi örnekleri görmezden gelmeyi tercih etti. Örneğin satılan SEKA Balıkesir İşletmelerinin Danıştay tarafından iptal edilen özelleştirmesinde, tesisler üç yıl kadar Albayraklar'ın mülkiyetinde kalmış, yine de sonrasında tekrar kamu mülkiyetine geri dönmüş ve herhangi bir "fiili imkansızlık" söz konusu olmamıştı.

yazici   mail