www.soL.org.tr
Serinlik ve umut
Aydemir Güler 6 Aralık 2007, Perşembe

Birkaç gün önce Genelkurmay sınır ötesi bombalama açıklaması yaptı. Açıklamaya göre sınırın Irak tarafında tespit edilen PKK grubuna ateş açılmış ve zayiat verdirilmişti. Karadan bir giriş olmadığını vurgulamak için yapıldığı belli bir vurguda, zayiat verdirildiğinin teknolojik bazı araçlarla uzaktan belirlendiği ekleniyordu. Ve kuşkusuz gerektiğinde "başka yöntemler" de kullanılacaktı...

Daha önce onca fırça yemiş olan medya yine "işte başladı" havasına girdi. Zaten aşağı yukarı eşzamanlı olarak başbakan yetkinin pratik ayağının da oluştuğunu, genelkurmay başkanı ise yetkiyi ille kullanacaklarını söyledi. Demek ki...

Medya sazan mıydı? Yoksa fırça delisi mi?

Yetkililer ne olduğunu söylüyor, medya fazlasını görmek istiyor. Yeni yeni fırçaları göze alarak... Peki ne demek istiyorlar?

Medyanın gayretkeşliğini Isparta'da uçağın düştüğü gün de gördük. Gün boyu çeşitli makamlar kazanın nedenini söyleyebilmenin imkansız olduğunu tekrarladı; bunu canlı yayında anlatanlar, basın toplantısı yapanlar sıkıştırılmaktan hiç kurtulamadı. Acaba şöyle olmuş olabilir miydi, daha başka ne söylenebilirdi... Sansasyon düşkünlüğünün bir meslek hastalığı haline geldiğini düşünebiliriz. Ancak sınır ötesi mevzuunda meselenin bundan kaynaklandığını düşünmemeliyiz.

Ben kendi payıma, sınır ötesinden balon uçuran medyanın da, ara ara bu gerekçeyle kulak çeken sivil ve asker yetkililerin de birbirini tamamlayan bir misyona oturdukları kanısındayım.

Türkiye'de, yüksek sayılarla asker kayıpları verilen günlerden bu yana siyasetin ağırlık noktasının Washington'a kaydığını biliyoruz. Bu seferki kayma sadece CHP'yi değil MHP'yi bile tava getirmeye başladı. Faşist partinin on yıldır entelektüel sözcüsü rolünü oynayan Mehmet Gül, bu doğrultuda sinyal veren isim oldu. CHP ise Kürt reformu konusunda işaret fişeklerini doğru okudu.

Türkiye'nin bütün maddeleri tehditlerle ve geride kalanları mumla aratacak şiddet olasılıklarıyla dolu bir Amerikan barışına hazırlandığı günlerde büyük bir sınır ötesi operasyonun zamanı değildir.

Medya ortada yem bile yokken meslek hastalığıyla ortaya atılmamakta, operasyon sıkışmasını operasyonsuz çözmeye yardımcı olmaktadır. Şovenizmin, savaş kışkırtıcılığının gazına basarak... Nasılsa şovenizm Amerikan projelerine yedeklenmekte, savaşçı duygular ise ABD'nin Ortadoğu senaryolarına kanalize olacağa benzemektedir.

Sıkışan milliyetçilik gazının tamamını balon patlatarak tahliye etmek zaten gerekmiyor. Türkiye kendini sıkışmış hissetmeye devam etmelidir ki, emperyalizmin işine yarayacak bir enerji saklı kalsın. Yine de biraz fazlası kalabilir, onu da TSK artık kısa ve sınırlı bir yetki kullanımıyla halleder. Bu arada, dağlara kar düşmeye başlamasının provokasyon ve savaş sıcaklığını soğutacak bir diğer faktör olduğunu biliyoruz.

Türkiye Kasım ayındaki harareti kaldırabilecek bir ülke değildi. Milliyetçi bir savaşın, düzeni konsolide edici etkisinin, genel olarak değil, en somut ve fiili haliyle ülkenin çözülme sürecini tersine çevirmesi mümkün olmazdı. Kar soğuğunun Ankara'da bahar rahatlığı yaratması bundandır. Büyük gerginlikten ve bir dağılmanın eşiğinden dönülmüş, daha Amerikancı bir denge noktası yakalanmıştır.

Egemen güçler için bundan iyisi, şu an için düşünülemez bile. O kadar ki, Meclis'teki Baykal-Unakıtan-Erdoğan parodisi aslında bir mutlu aile tablosu olarak okunabilir! Tencere dibin kara tartışması da Türkiye'de bir yönetim tarzıdır. İktidar ve muhalefet birbirini tamamlamaktadır.

Kasım sıcağından Amerikancı bir dengeyle çıkılması ülkenin geleceği açısından karanlık bir ara sonuç. Ancak alternatifi, şimdilik savaş, kaos ve çöküş olan bir ara sonucun "bize" de zaman kazandırdığı unutulmamalıdır. Üstelik Telekom emekçileri, Türkiye'nin başındaki belaların karşısına bir emekçi alternatifini çıkartma iddiamızın havada durmadığını göstererek zamanı iyi değerlendirmek için işareti vermişlerken, kimsenin yakın gelecekte sadece karanlığı görme hakkı yoktur.

yazici   mail