Afife Jale Tiyatro Ödülleri dağıtılırken Sivas Katliamı'nın anlatıldığı Sivas 93 adlı oyuna "mansiyon" ödülü verildi. Genco Erkal, ödülü "yakışıksız" bularak reddetti. Konuya ilişkin tiyatro sanatçısı Orhan Aydın ve sinemacı Çağrı Kınıkoğlu'ndan görüş aldık.

soL Bu yılki Afife Jale Tiyatro Ödülleri tartışmalara neden oldu. Dostlar Tiyatrosu'nun Sivas katliamını anlatan "Sivas 93" adlı oyununa "mansiyon" verilmesi üzerine Genco Erkal, ödül komitesini protesto etti ve törene katılmadı. Oyunun müziklerine yapan Fazıl Say da "En İyi Müzik" dalında adaylıktan çekildiğini açıkladı.
Genco Erkal ödülü reddetmesiyle ilgili olarak, "Böyle bir yapıta mansiyon ödülü verilmesi hoş bir şey değil. Bunu yakışıksız buluyorum. Biz bunu kabul etmiyoruz" dedi. Erkal ‘Bir yarışmada konulan ödüle yeterli nitelikte görülmemekle birlikte, anılmaya değer bulunan yapıtlarına' böyle bir ödülü vermenin ve bu ödülü kabullenmenin Sivas'ta hayatını kaybedenlere saygısızlık olacağını da ekledi.
Konuyla ilgili tiyatro sanatçısı Orhan Aydın ve geçtiğimiz yıl Ankara Film Festivali'nde verilen ödülü reddeden NHKM Sinema Topluluğu adına Çağrı Kınıkoğlu'nun görüşlerini aldık:
Orhan Aydın (sanatçı): Dostlar Tiyatrosu'nun Sivas Katliamı anısına sergilediği "Sivas 93" adlı oyununa mansiyon ödülü veren yapı, sanatçının politik içerikli eser ortaya çıkarmasını "cesaret işi" olarak tanımlamaktadır. Gerçek sanat adına bu, kabul edilemez bir durumdur. Sanatçının asıl görevi, toplumsal gelişime katkıda bulunacak, akıl açacak ve toplumları ileri götürecek eserler vermek ve doğaldır ki politik içeriğe sahip mesajlar sunabilmektir. Bu anlamda, Genco Erkal ve bütün Dostlar Tiyatrosu ekibini, Afife Jale Tiyatro Ödülleri'nde sistemin gerçek sanata yapıştırmaya çalıştığı yaftayı reddettikleri için tebrik ediyor ve destekliyorum.
Çağrı Kınıkoğlu (NHKM Sinema Topluluğu): Ödül meselesi aslında hem çok karmaşık, hem de çok basit bir mesele...
Basitliği şurada: Bir eserin kamuoyuna ve/veya alımlayıcılarına sunumu çerçevesinde ona toplumsal/tarihsel/sanatsal bir değer biçilmesi ise söz konusu olan, bunda bir problem yok. Sanatın meta olmadığı eşitlikçi bir toplumda yaşıyor olsaydık, sanırım bu "sanat eserinin değerlendirilmesi" meselesi, toplumsal yaşamın "doğal" bir parçası olurdu. Toplumsal dokudaki kültürel zenginlik ve gelişimin organik bir parçası olurdu. Küçük yaştan itibaren insanlığın sanat kültürü ile yetişmiş yurttaşların, üretilen eserleri "bir yere" koymaları, dediğim gibi, gayet "doğal" bir süreç olurdu. İnsanlığı binlerce yıldır sınıflı toplumların yüklediği "alışkanlıklardan" kurtarmak için, eşitlik ve özgürlük yolunda toplumu cesaretlendirici, ön açıcı, ufuk genişletici eserlerin teşvik edilmesinden daha doğal ne olabilir ki?
Ama mevcut koşullarda işin rengi değişiyor. Sanat, sanat olmaktan çıkıp meta karakterinin belirleyiciliğine teslim olduğu oranda, "insanlığın gelişimi" sorunsalı değil, başka faktörler devreye giriyor. Sanatçının geçim sorunu, ‘müşteri' bulma sorunu, üretim için gereken kaynağı bulma sorunu, ‘iktidar'la ilişkiler vb. ödül meselesini karmaşıklaştırıyor. Kimse "sanatçı üzerinde baskı kurmak" için ödül vermiyor elbette. Ama sürecin işleyişi, sanat ve sanatçı üzerinde baskı kurmaktan başka bir işe yaramıyor. Ödül mekanizması, "Pazar"ın bir parçası haline geliyor.
Şahsen Türkiye'de, kimin ne için ödül aldığının açıklandığı bir yarışmaya rastlamadım. "Ödül"ün toplumsal/tarihsel/sanatsal açıklamasını yapma sorumluluğu kimseyi ilgilendirmiyor gibi... Yarışma düzenleme mantığı, toplumsal faydadan ve sanatsal gelişimden iyice uzaklaştı. Yarışmaları ele geçiren "sponsor"ların tek derdi, pazarda kendi konumlarını güçlendirmek. "Devlet" zaten sanatı bir kamusal faaliyet olarak görmeyenlerin elinde. Hükümet olanların derdi de kendi konumlarını güçlendirmek... Bu ortamda "katılımcılar"ın beklentileri ise, maalesef giderek "pazarda var olmak için gündem olmak"la sınırlanmaya başladı.
Jüriler ve ödül veren kurumsallıklar ise, apayrı bir konu... Meşruiyetleri fazlaca sarsılmış durumda. Kriterler belli değil, "ünlü"lük jüri üyeliği için yeter koşul haline geldi vs. vs. Ve hatta, özellikle sinema alanında, "yarışmaya katılma" danışmanlığı kurumsallaştı, geçim kapısı haline geldi...
Farkındaysanız, buraya kadar, sanat eserinin toplumsal tarihsel sanatsal değerlendirmesinden hiç bahsetmedik! Çünkü verili toplumsal yapıda değerlendirme eksenleri kaymış durumdadır.
Var olma mücadelesi veren sanatçılara "o zaman niye yarışmaya katıldın?" gibi, salt ahlaki yanıtlar arayan bir soru sormak bence abes. Ama iştahla katılınacak yarışma arama, bir yerlerden ödül bekleme meselesi de sorgulanmalı.
Bunu şunun için söylüyorum: En son "SİYAD ödülleri" ve "Yeşilçam ödülleri" başlıklarında gördük bunu... Piyasa öyle bir işliyor ki, en uyduruk film bile ödül alır hale geldi. Nispeten "ciddi"(!?) oylamalarda ödül alamayan filmlere ödül verebilmek için yeni yeni yarışmalar uyduruyor "piyasa": Hiç olmadı, en azından bir "En Uyduruk Film" ödülü almanız mümkün bu ortamda!!! Dolayısıyla, gerçekten de "ödül" mekanizmasının bir ciddiyeti ve saygınlığı neredeyse kalmadı gibi...
Demin değindiğim bir konuya özel olarak açıklama getirmem lazım: Hatırlayacaksınız, geçen yıl Ankara Film Festivali'nde ödül alan "X" filminin yönetmeni ödülü reddetmişti. Burada mesele, festivale "sponsor" adı altında el koymaya kalkan ABD işbirlikçisi şirketi protesto etmekti. Ve bu çerçevede, sanat - sermaye ilişkisinin meşruluğunu sorgulamaya çalışmıştık, daha doğrusu gayri-meşru olduğunu ileri sürmüştük.
Sonuç olarak, bence ödül meselesiyle ilgili iki temel konu var: Birincisi, "piyasa"nın tahakkümüne karşı çıkmaktır. Sanatçının ve sanatın piyasa tarafından "paraya esir edilme" girişimleri gayri-meşru ilan edilmelidir. İkincisi ise, "ödül"lendirme süreçlerinin ve yöntemlerinin, toplumsal olarak izlenebilecek bir mekanizma dahilinde işletilmesidir. Kimin, neyi, niye ödüllendirdiği tarihsel ve toplumsal olarak değerlendirilebilmelidir.
Bu hassasiyetin gösterilmediği her düzlemde, piyasanın kuralları işleyecektir. İster "hükümet"in borusunu öttürmesi, ister bir sermaye grubunun düdüğü çalması çerçevesinde...
Bunca lafı etme sebebimize gelecek olursak; sayın Genco Erkal'ın reddiyesi, bu mekanizmaları sorgulamak açısından işlevlendirilmelidir diye düşünüyorum. Bir bankanın kendi adını verdiği tiyatro ödülleri çerçevesinde ‘Sivas 93'ün mansiyon ödülüne layık görülmesi komikliğine ise değinmeye bile gerek yok... Çünkü bu komik sonuçta at izi ile it izi karışmıştır: Artık o banka mı, hükümet mi, Fethullah hoca mı, başka tarikatlar mı, 2010'cular mı, birilerine yaranmaya çalışan seçiciler mi, kimin ne maksatla müdahil ve müsebbip olduğu gerçekten önemsizdir...
![]() | MGK'dan Barzani'ye selam |
![]() | KKE anti-komünist saldırıya 'dur' dedi |
![]() | Tayyip'e işçi protestosu: 12 gözaltı |
![]() | Önce patronlar sonra medya 'çıkarması' |
![]() | Küba, ABD müdahalesine pabuç bırakmıyor |