www.soL.org.tr
Bir Newroz yazısı
Aydemir Güler 20 Mart 2008, Perşembe

Mevsim dönümünü halkçı bir efsaneyle birleştirip bayramlaştırmak ne hoş bir tarihsel pratik...

Bu kadar hoş olunca da, komşu halklar arasında bir sahiplenme yarışına konu olmasını da kaçınılmaz sayabiliriz.

Ancak hoşluğun orada bittiğini biliyoruz. Bu yarıştan çıkan en gülünç görüntüler halk düşmanı bir takım bakan ve valilerin ateş üstünden zıplamaları oluyor. Ama daha sakilleri de var. Örneğin zamanında sosyal demokrasinin badem gözlü lideri Erdal İnönü ile faşizmin başbuğu Türkeş'in bir 21 Mart günü birlikte Ergenekon ateşi yakıp örse çekiç vurduklarını bugün hatırlayanlar azalmış olmalıdır. Nevruz yarışları dostane bir sahiplenme değil riyakarlık doludur ve aynı gün, daha acısı, çok kana sahne olmuştur.

Kuşkusuz Newroz ya da Nevruz'un geniş Ortadoğu coğrafyasında halkları buluşturmak yerine, birbirlerini itmelerine vesile olmasında 21 Mart'ın bir günahı yok.

Tıpkı 1992 Newroz'unun 50'nin üstünde insanımızın katledilmesine sahne olması gibi. 1988 Halepçe katliamının bir Newroz arifesinde gerçekleşmesi gibi... Bunlarda ne Newroz'un ne de bu bayramı ısrarlı bir mücadeleyle politize eden ve kitleselleştiren Kürt halkının bir sorumluluğu yoktur.

Bugün 21 Mart'ı resmi bayram yapmak için önerge veren MHP'nin ise 1992'de sorumluluğu kesinlikle vardır. En azından bu partinin...

1992 katliamını "haddini bilmez Kürtler"e karşı devletin meşru müdahalesi olarak kavrayan, hafızalara ve resmi tarihe böyle kaydeden, veya her tür kayıttan silip çıkarmayı iş edinen kesimlerle bir hesaplaşmayı içermemesi mümkün müdür?

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bakılırsa mümkün olmaktadır. Gökkuşağının altından geçildiğinde erkekler kadın, kadınlar erkek olur derler. O halde TBMM çatısı altında da, MHP'nin Nevruz bayramını resmileştirmek için önerge vermesine, DTP'nin de MHP ile ittifaka girmesine şaşmamak gerekiyor!

Ama bu "çağdaşlık" ve "olgunluk" için adı geçen partileri kutlayamayacağım... Zira bu çağdaş ve olgun karakter Said-i Nursi'nin mezarını aramaktan ayrıştırılamıyor.

Bir süre öncesine kadar Kürt düşmanlarının 21 Mart sakilliklerinin ve Kürt dilini inkarlarının bir simgesi, bu günün nasıl adlandırılacağında örnekleniyordu: Newroz mu Nevruz mu?

Bu tür tartışmalar simgeseldir. Simgelerse temsil ettikleri öz canlı veya temsiliyet bağı güçlü olduğu sürece anlam taşır. Herkesin 21 Mart'a saygı ve sahiplenme ilan etmesinden sonra simgesel anlaşmazlık da, doğal olarak önemini kaybedecektir.

Ancak Meclis'te Newroz sözcüğüne sahip çıkma belirtisi göstermeyenlerin aynı "olgunluğu" Nurculuk tarikatından söz edilirken sergilememeleri mümkündür. Böyle giderse ve Kürt milliyetçiliği Said-i Kürdi adının meşrulaştırılması için kararlı çıkışlar yaparsa, yine, şaşmamak gerekecektir. Tek ricamız bu mevzulara ikide bir Nâzım'ın adını karıştırmamalarıdır! Nâzım'dan çok nefret ettiklerini ve kendilerini tutamadıklarını bilmemize karşın bu kadarcık isteğe, komünist olarak hakkımız olduğu kabul edilmelidir...

Said'in adına dönersek... Ne de olsa AKP'nin ve Fethullahçılığın Kürt illerine yönelik çıkarmasını göğüslemenin başka yolu bilinmemektedir. Kürt milliyetçiliği, Kürt halkının dinci gerici karanlığa tam boy batacağını kabullenmiştir ve bu dalganın üstüne çıkmanın biricik yolu olarak Nurculuk yarışı serbest kalmıştır. Kadrolarının modern ve kentli karakter taşıdığını bildiğimiz bu harekette, kimselerin aklına gerici saldırının karşısına aydınlanmacı bir kimlikle dikilmek gelmemektedir.

Ne zannediyorlar acaba? Karanlık bir şeriatçının Kürt olduğunun kabul ve ilanı, adının Kürdi olarak tescil edilmesi halinde, Kürt seçmenleri titreyip kendilerine mi dönecektir?

Bir politik tutum, ancak ısrarla izlendiğinde, tutarlılıkla sergilendiğinde sonuç getirir. Geçenlerde Diyarbakır'da kortej başında yürütüp miting kürsüsüne çıkarttığı imama "bilmiyoruz, kendiliğinden olmuş" açıklaması (!) getiren bir partinin kimseyi titreteceği falan yoktur.

Newroz'un başına bunlar da gelmektedir artık. Ve ne alakası var demeyin, dönüm noktası ne MHP ittifakı, ne isim tartışmaları, ne yürüyen, ne de mezarında yatan imamlardır. Dönüm noktası ABD'nin Bağdat'ı kana ve ateşe bulamak için bir Newroz arifesini seçmesi ve Bağdat bombalarla yanarken Kürdistan dağlarında da bayram ateşlerinin yakılmasıdır.

Nevruz mu Newroz mu; bunun bir önemi gerçekten olmayabilir. Ancak emperyalizmin ve gericiliğin elinden kurtarılmayan bir 21 Mart'ın kutlanmasının mümkün olmadığını herkes bilmelidir. Bundan sonrasını, milli bayramlar listesine bir günün daha eklenmesi değil bu mücadele belirleyecektir.

Amerikan konsoloslarının, AB müfettişlerinin burnuna kapıyı kapatan bir Newroz ya da Nevruz yaratmak ise bizim sorunumuz olmuştur.

yazici   mail