www.soL.org.tr
Bir hazin çağ yangını türküsü ve takdire manidir hicabımız
Nurettin Abacıoğlu 20 Mart 2008, Perşembe

Bu ülkede yaşamak her an ayrı bir heyecan,
Adrenalin düzeyi çok yüksek bir toplumuz...

2008, Miladi Takvim'deki artık yıllardan birisidir. Ve kimi Üniversite Öğretim Elemanları Dernekleri (ÜKD, GAZİ, ODTÜ,VAN,TÜMOD), o artık yıla anlam kazandıran gün olan, 29 Şubat saat 14:00'te, Danıştay Yüksek Mahkemesi önündeler. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın, hükümet komiseri gibi, üniversitelere yolladığı buyruğuna karşı bayrak açmak üzere Mahkeme kapısından içeri giriyorlar.

Ol hikayede, bir sona başlangıç için, saatleri azıcık geriye alalım...

Cumhuriyet tarihi,
tarihin çarkını ileriye döndürmeye omuz veren girişimlerle,
ve sınıfsal çıkarı buna karşı olanların, çarkın, dilleri arasına kama sokarak ileriye devinmesini durdurma iktidarına, şimdiye değin sahip olduklarını kanıtladıkları
ve derekesi buraya sığmayacak yüzlerle, binlerle olayın birbiriyle harmanlandığı derin izleri taşır..

Bu devranda, olaylarla beraber çok aktörler, karakterler de gelip, geçmiştir....

AKP iktidarı ise, bu tuluat sahnesindeki son aktörlerden birisidir. Sahnedeki icra-i sanatına da, halen acullükle devam etmektedir. BOP'un eş başkanı olmaktan memnun yerel başoğlan, esas abinin hiza-i istikametinde, Cumhuriyeti, "Ilımlı İslam Devleti"ne tebdil etme işlemine ve topluma, emeğe dair ne varsa, tarümarı sunarak, çakılı son çivileri söküp, Vaşington'dan biçilmiş senaryo donunu, ülke üzerine giydirme işine devam etmektedir.

İşte hikayenin bu aşamasında, "inançların", üniversitede özgürce tartışılması ve türban neyim, kimi simge ve kisvelerin bu fasıldan ve bu kerre de "eğitim özgürlüğü" içerisinde fütursuzlaşması babına ulaşıldığı cihetiyle, Anayasa'nın 10. ve 42. maddeleri üzerinden bir operasyona kalkışılmıştır. Müjdeli haber tez elden "AKP+MHP" afişlerinden duyurulmuş ve DTP ve kimi bağımsızların yataklığıyla, üniversite ile bilimin karşısına, türban, "inanç özgürlüğü" olarak oturtulmuştur. Bu arada, işin uygulanması için, diğer yasal düzenlemeler "bilinçli" olarak da unutulmuştur.

Ertesi günlerde, gözler ve kafalar üniversitelere döndürülmüştür. Malum, bir sistemin  meşruiyeti, sadece seçimli çoğunluk oylarıyla ikame edilememektedir. Eşyanın tabiatı, bu gibi işlerde bilimin onayı, kendinden menkul bir öneme de sahiptir. Kimi "bilimciler", türbana özgürlüğe alkış tutmuş ve kimileri ise, amorfluklarına amorfluk katıp, sapla, samanı birbirine karıştırırcasına hem türbana ve hem de herşeye özgürlüğün tacirliğine soyunmuştur.

Oysa, Üniversite Konseyleri Derneği, "Gericiliğe Üniversiteleri Teslim Etmeyeceğiz" şiarı ile ve bilimin, emperyalist gericilikle sarmalanmasına geçit vermeyecek bir mevzii ve tahkimat için çağrıda bulunmuştur.

İşte Danıştay kapısından içeri giren Üniversite Derneklerinin, "buyurganlığı yok sayın" isteminin ardında var olan bu akıl, dayanışma ve ortak irade; Konsey bildirisi imzacıların aydınlanmacı gücü ve temsiliyetininden varlık bulmuştur. Sonra ki günlerde, Danıştay, hukuğun yolunda bir karar almış ve verdikleri kararla, üniversiteyi ve bilimi doğru tanım yönünde aklı karışık bilimcilerle, maksadı mahfuz siyaset erbabına taşları doğru yere oturtarak anlatmıştır....

Ancak bu karar öncesi, yani dilekçenin verildiği günün akşam saatlerinde, Dernek Yöneticilerini o kapıdan çıkışta, cihet-i askeriyenin, Irak'tan izinli ters geri çıkışının dayanılmaz hafifliği karşılamış ve gündem başka bir fasla tebdil ile, girişim toz, duman arasında kalmıştır.

Anayasa  işiyle ilgili olarak, kimi muhalefet partileri ve bir bağımsız vekilin, iptal için Anayasa Mahkemesine gidişleri, o çekilme tartışmaları ile sonraki günlerin tahtına otururken ve diğer yandan da, ABD ekonomisinde çalan resesyon çanları, sermayenin ödünü koparırken; sütre gerisindeki diğer gündem maddeleri peş peşe Meclis Genel Kuruluna bir gecede kotarılmak üzere sunulmuştur. Bu kez, "Sosyal Güvenlik Reformu" ve aksesuvarı "Genel Sağlık Sigortası" yasa tasarıları sayfaları açılmış ve içinden tavşan çıkan sihirbaz şapkası gibi, emekçinin daha da yoksullaştırılması piyangosu, sermaye tarafından memleket ahalisine değer kılınmıştır.

14 Mart, bu coğrafyada, 1827'den bu yana, Tıp Eğitiminin Akademik olarak başlandığı bir tarihsellik dönemine denk düşer. Cumhuriyetin 1970'li yıllarından bu yana da "Tıp Günü" olarak anıla gelir. İşte 2008'in 14 Martı'na gelindiğinde, memleketin emekçi ahalisi, ellerinde yeni piyango biletleri, "bu iş olmadı; elifle, mertek yine gözümüze daldırıldı", ayırdına varmalarıyla ve yakın tarihin belki de en önemli sınıf dayanışması idraki içinde, kendi bedenleri ve örgütleriyle hem meydanları "hayır" larla doldurmuş ve hem de genel grev provasını 2 saatliğine icraya koymuştur. Sonuç "hayırlara vesile" olmuş ve hükümet, ani manevrayla tasarıları yeniden görüşmek üzere geri çekme basiretine ne hikmetse ermiştir. Bu da dosta, düşmana, aslında basiretin kimin elinde olduğunu göstermiştir. 

14 Mart akşamına, memleketin ahalisi, TV ekranları karşısına yerleşip, tam da bu gelişmeleri izlemeye hazırlandığı saatte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı"nın bombası ortalık yere düşmüştür. Önce, hazırlanan yüzlerce metrelik film ve röportajlar haber servislerinde bir kenara itilmiş; sonrasında da her boy ve soy uzmanın tartışma ve yorumlarının içine, AKP'nin "laikliği ilga etme odağı" olma suçlamasıyla ve kapatılma isteminin Anayasa Mahkemesi'ne verilmesi konusu oturmuştur.

Bu heyecana, bu adrenaline, hangi sıklet dayanır, bilinmez...
Sonuçta,
Pek çok işin, sil baştan başındayız..
Bu başlangıçta yeni hesaplar ve denklemleri kurmakta,
bir silkinme olmaz ise,
bu hazin çağ yangını türküsünü eskisi gibi çığırmakta,
takdire manidir hicabımız...

[email protected]

 
 

yazici   mail