www.soL.org.tr
İçe patlama
İlker Belek 29 Ekim 2007, Pazartesi

Halk sınıfları nihayet patladı. Ama yanlış yere, yöne: İçe, Türkiye’ye ve kendisine doğru.

Kural bu: Sınıfsal bilinç törpülenince, sömürü düzeninin sonuçlarına, işsizliğe, vb. sınıfsal tepki verilemeyince, burjuva ideolojisinin, milliyetçiliğin tutsağı olunuyor. Sınıf oluşumu için milliyetçiliğin aşılması, işçi sınıfının bütün etnik yapılarını ortaklaştıracak sınıfsal çıkarların görülmesi şarttır.

Şimdi meydanları dolduran faşizan hezeyanın iki ucu var: Bir yanda “ya sev ya terk et”ten başlayıp, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” paranoyasına kadar uzanan bozkurt tepkisi, diğer yanda da “ne AB, ne ABD, tam bağımsız Türkiye” diyen militarist-milliyetçi solculuk. Militarist diyorum, çünkü bu solculuk genel seferberlik hali ilan edilerek, Barzani’nin üzerine yürünmesinden söz ediyor.

Her ikisi de içe patlayıştır. Türk’ün Türk’ten başka dostunun olmadığını ileri sürmek bu ülkeyi bölmenin tam kendisidir. Bu iddiaya sahip olanların inisiyatifinin güçlenmesi durumunda, Kürtlerin dışlanması nedeniyle ya bu ülke bölünecek ya da ülke nüfusunun üçte birini teşkil eden Kürtler yok edilecektir.

İkinci yaklaşımın eksiği sınıfsallıktır. Türkiye burjuvazisinin dahil olduğu bağımsızlık projesinin sonuçsuz kalacağı ortadadır. Türkiye’nin bağımsızlığı doğrudan burjuvazisinden kurtulmasıyla ve kamuculukla ilişkilidir. Bunun adı da sosyalizmdir. Maalesef, sosyalizm perspektifi olmaksızın Türkiye’nin AB’den ve ABD’den kurtulma olanağı yoktur. Çünkü Türkiye burjuvazisi her iki gücün de içerideki ayağıdır. O nedenle bugün, başka ülkelerde böyle olmayabilse de, bizde en genel anlamdaki solculuk bile ancak sınıfsal bakışla olanaklıdır.

Halk sınıfları içeriye, kendisine patlıyor. Sınıfsallıktan yoksun bağımsızlık vurgusunun pratik düzlemde faşizmden farkı bulunmuyor ve bu işe en çok Amerika seviniyor.

Peki sokağın bu faşizan coşkusunu hangi gelişme tatmin eder? İş öyle bir aşamaya gelmiştir ki, sokağın tatmini açısından, Türk ordusunun Irak’a girmekten başka çaresi kalmamak üzeredir. Son kozlar haftaya oynanacak ve Bush’un ofisinde pazarlıklar yapılacaktır.

Türkiye kamuoyu PKK’nın “bitirilmesi” işine odaklanmıştır. Ofisten PKK’yı bitirecek bir çözümün ya da ara çözümün çıkması ise olanaksız derecesinde güçtür. Hem Amerika istemediği hem de bunu becermek gerçekten güç olduğu için. Kısacası soru halen ortadadır: Sokaklara taşması sağlanan azgınlığı tatmin edecek mekanizma nasıl oluşturulacaktır?

PKK’yı bitirecek izlenimi verecek bir çözümün ofiste şekillenmemesi durumunda, ordu Irak’a girmek, hatta 100 kilometre kadar içerilere girmek seçeneğine mahkum görünmektedir.

Türkiye, arkasına kendi Kürtlerinin desteğini almayan böyle bir operasyonu, stratejik müttefiki ABD’ye karşı nasıl başlatıp, sürdürecek ve sonuçlandıracaktır? Bu bir memleket savunması değil, saldırı planıdır. Karşısında bu kez kendi memleketlerini savunur pozisyondaki Kürtleri bulacaktır. Irak Kürtleri, bu durumda Türkiye Kürtleri için çekim merkezi oluşturacak ve belki de arada Irak Türkmenleri kaynayacaktır. Görünen şey şudur: Türkiye’nin Irak’ta geniş çaplı ve kalıcı olmayı hedefleyen bir operasyona kalkışması kendisini bölmesiyle eş anlamlı bir girişim olacaktır. Bir bütün olarak devletin kurumlarının bu ikinci seçeneği göze alamayacaklarını söyleyebiliriz.

Kısacası ofisin içi de Kuzey Irak da, Türkiye sokaklarındaki faşizan tepkinin bir iç sükunuyla yatışmasına yetmeyecek gibi görünmektedir.

Bu durumda sokağın halinin şekillenmesi bakımından iki seçenek söz konusu olabilir. Birincisi, hiçbir şey elde edememenin getireceği derin depresyonla “kıç üstü oturma” halidir. Çünkü yukarıda da saptadığımız gibi ne oval ofisten çıkılmış ne de Irak’a girilebilmiştir.

İkincisi ise, bugün sokak eylemlerinin ideolojik haritasında hiç yeri olmayan anti Amerikancılığın ortaya çıkması ve giderek antiemperyalist bir kişilik kazanmaya başlamasıdır.

Ben, bu iki seçeneğin her ikisinin iç içe geçmiş biçimde yaşam şansı bulacağını, mevcut ideolojik konumlanışların dağılmaya başlayacağını düşünüyorum. Uğraşmak isteyen sosyalistler ve antiemperyalistler için, bu mesele, bol olanak tanıyacak gibi görünüyor.

Unutmayalım herkes bu sorunda ABD’nin parmağı olduğunu biliyor. Ancak gece körlüğü misali hedefe yalnızca PKK konuyor. Medyanın gazıyla oluşturulan “kahrolsun PKK” yaklaşımının, stratejik müttefikin sorumluluklarından kaçtığı koşullarda, kalıcı kılınması olanaksızdır. Ancak, bu olanaksızlığı sol bir olanağa çevirmek için Kürtlerle değil, emekçilerle başlayan cümleler kurmak gerekir.

yazici   mail