www.soL.org.tr
Ekim sonu itibariyle gelinen nokta
Kemal Okuyan 29 Ekim 2007, Pazartesi

Bir strateji denebilirse buna, devletin stratejisi yavaş yavaş şekilleniyor. İçeriye ve dışarıya gerilimi bir "kırılma" noktasına kadar götürebileceğini kanıtlamaya çalışıyor. Büyükanıt'ın ilk "misliyle karşılık verildi" sözlerinin "bir avuç çapulcu" retoriğini dümdüz eden bir gaf olarak görülmesi mümkündü. Ancak 29 Ekim'le ilgili açıklamalarda bir yenisi eklenince gaf gaf olmaktan çıktı, düpedüz bir tercihe dönüştü. Genelkurmay Başkanı'nın "acılar yaşatmak"la ilgili sözleri, ağa-çete dizilerindeki reis repliklerini çağrıştırmaktadır. Üstüne hamasi açıklamalarda hükümet kanadını en iyi biçimde temsil eden Cemil Çiçek'in "itinizi, köpeğinizi hapsedin" sözlerini de ekleyin: Türkiye'nin stratejik derinliği sığ sularda gezinmektedir.

Sürekli olarak birlik-bütünlükten söz edilen bir ülkede, son on gün içerisinde dağılmayı ve çatışmayı yakınlaştırmak için her şeyin yapıldığı görülüyor. Bu koşullarda sokakta sağa sola saldıran kalabalıkların yeterince büyük olmadığını ileri sürerek "şovenizm tutmuyor" saptamasını yapmak tam bir deliliktir. Ülkemiz Türkler ve Kürtler arasında bir çatışma açısından sıfır noktasına gelmiş bulunmaktadır.

Devletin stratejisi, bu sıfır noktasında, yani dehşet dengesinde tutunmak ve gerek ABD ile pazarlıklarda, gerekse Irak'taki Kürt liderlere dönük "baskı"da buradan güç almaktır. Konunun bir sınır ötesi operasyonda "cephe gerisini sağlama almak" gibi bir boyutu olduğu düşünülse bile, soğukkanlı bir değerlendirmeyle bu stratejinin cephe gerisini tamamen dağıtmakta olduğunu bile söylemek mümkündür.

Bu sistemin herhangi bir iç ve dış krizi çözme yeteneğinin bütünüyle kaybolduğunu söylerken anlatmak istediğimiz tam da buydu. Strateji filan diyoruz, bir yerden sonra anlamı kalmıyor, bir ülkenin genelkurmay başkanı bu tarz konuşmaya başladığı andan itibaren devletin kriz çözmekten çok krizde çözülmeye doğru gittiğini herkesin kabul etmesi gerekiyor.

Bu çözülme, sermayenin emekçi sınıflarla mücadele ve ilişkisinde elini tamamen serbest bırakıyorsa, emperyalist ülkelerin bölgesel stratejilerine bütünüyle uyumlu bir doğrultuda gelişiyorsa, halklar arasında kalıcı bir nefrete yol açıyorsa, Türkiye'yi savaşa doğru sürüklüyorsa...

Umudu kesme yurdundan ama bu çözülmede hayır olduğunu düşünmekten vazgeç!

Eğer bazı solcularımızın yıllardır hayal ettiği "Kürt dalgasına tutunarak sosyalizme ulaşma" buysa, bunun bir trajediyle dalga geçmekten başka bir şey olmadığını herkes bilmelidir. Bu dalga Kürtleri emperyalizmin kucağına atmakta, her geri çekilişinde Türkleri daha geri bir noktaya taşımaktadır.

15 yıl boyunca solda dalga geçmeyen pek az kişi kaldı, şimdi bir bölümü Musul'a girmekten bahsederken, bir bölümü Barzani ve Talabani'nin şahsında ezilen bir ulusun dirilişini gömekte!

Ciddiyetsizlik ve dalga geçmek...

Peki ne yapmalı?

Şu bizim ısrarla söylediğimiz, Türkleri ve Kürtleri ortak düşmana karşı konumlandırma, yani anti-emperyalist bir kimlikte ortaklaştırma perspektifi, herhangi bir momentte geçersizleşemez, büsbütün devre dışı kalamaz. Ancak, yaşama geçirilmesinde gereksinilen zaman ile yaşananların hızı arasındaki açı bir yana, "emperyalizme karşı ortak mücadele" vurgusunun tek başına yetmeyeceği de ortadadır. Emperyalizme karşı ortak mücadele, bugünkü konjonktürde farklı kimlikler arasındaki sürtünmeyi ortadan kaldırmadığı oranda, kalıcı bir tutkal oluşturmada sınırlı etki yaratacaktır. Çözüm bu vurguyu seyreltmekten başka bir anlamı olmayan insan hakları, demokratik çözüm vb. temaları işin içine katmaktan da geçmiyor. Şovenizme, faşist saldırılara karşı geliştirilecek tepkiler doğal bir duruş olmalıdır, buradan köklü bir strateji çıkmaz.

O halde emperyalizme karşı mücadelenin yakıcı görevlerini sınıf zeminine çekmek ve Türklerle Kürtler arasındaki bağı, emek ekseninde güçlendirmek için özel fırsat ve araçlar yaratmak gerekiyor. Güncel gelişmelerin kurduğu baskı, bu fırsat ve araçların yaratılmasında kimi güçlükler ortaya çıkarsa da, asla vazgeçmemek gerekiyor.

Çünkü, güncel gelişmeler bizi nereye sürüklerse sürüklesin, Türkiye bölgesel dengelerde yeniden nasıl konumlanırsa konumlansın, bu konumlanışta Türkler ve Kürtler ne ölçüde farklı koordinatlarda konumlanırsa konumlansınlar, "ayrı"lık kültürünü kabullenemeyecek olan tek sınıf tarihsel olarak işçi sınıfıdır, tek siyasi güç de komünistlerdir. 

[email protected]

yazici   mail