O uzak ada’da iki gökdelenin yıkılmasından sonra her şey akıl ve idrakimizi şiddetle sarsan, adeta yıkan bir deprem şiddetiyle değişiyor. Rönesans’tan günümüze aklın ve bilimim aydınlattığı tüm değerler tek tek yok oluyor. Engizisyon yeniden diriliyor. Papalar, patrikler, kardinaller, şeyhler, mollalar baş gösterip cadı kazanlarını kaynatmaya başlıyor. Bruno’yu asan, Şeyh Bedrettin’i, Pir Sultan Abdal’ı asan divanlar yeniden kuruluyor. Mussolini, Hitler, Franko ve daha nice iyi saatte olsunlar yattıkları karanlıklarda şeytansı çığlıkları ile gülüyor, gülüyorlar... Yeni bir ortaçağ başlıyor. Eskinin feodal senyörleri, etnik küçük devletlerin reisleri olarak karşımıza çıkıyor. Vahabi, Barzan vb. gibi aşiretler sermaye imparatorluğunun beyleri olarak hizmet arz etmekle yarışıyorlar. Ortaçağ ekonomisinin simgesi olan merkantilizm bu kez simyacılığın bir başka görünümü olan monaterizme yerini bırakıyor... İmparatorluğun medya denilen tellalı yüz desibel ses gücüyle bağırıyor: Müjdeler olsun ey ahali, yeni ortaçağ yapım evinin son filmi “Yalan Demokrasi” bu akşamdan itibaren sinemamızda. Sevgili Ece Ayhan sağ olsaydı “oturaklarınızla gelin” diye de eklerdi.
İkinci Dünya Savaşının geçici statükosunun hüküm sürdüğü dönemde başta SSCB olmak üzere sosyalist ülkeler “Demir Perde Ülkeleri” olarak nitelenirdi, kapitalist blok ise “Demokrasi Cephesi”ydi. Kimse bu demokrasinin ne menem bir düzen olduğunu sorgulayamazdı. ABD senatörü Mc Carty’nin cadı avı hızını kesse de yıllarca sürdü. Nihayet 1989’da Berlin Duvarı yıkılınca tüm dünya sevindi. Artık barış ve özgürlük evrensel bir değer olacaktı. Olmadı. Uluslararası Sermaye önünde hiçbir duvar kalmadığı için küresel bir yeni dünya düzeninin temellerini attı. Baba Bush Körfez Savaşı sonunda muştuladı: Yeni bir dünya düzeni kurulacak. Oğlu bu düzenin kan, esaret, onursuzluk üzerine kurulacağını eylemleriyle kanıtladı. Yani Emperyalizm demokrasiyi propaganda silahı olarak pompaladı ve böylece İmparatorluğun insanlık dışı faaliyetlerinin üzerini albenili bir şal gibi örttü.
Sermaye İmparatorluğu’nun medyadaki unsurları, Nazi propaganda nazırı Goebels’ten çok daha başarılı. 1940’larda Nazi propagandası beşinci kol diye adlandırılırdı. Peki günümüz medyasını kaç kollu ejderha diye nitelendireceğiz. Nasıl bir demokrasi? Tanilli bu soruyu bir araştırmasında tüm boyutlarıyla irdeledi. Bu yapıta ekleyeceğimiz bir şey yok. Altını çizmemiz gereken nokta; “Her toplumsal sınıfın demokrasi tanımı kendine özgüdür” gerçeğidir. Bu gerçeğin tipik bir örneğini Hasan Cemal yazılarında Serbest Piyasa Liberal Demokrasi özdeşliğini kurarak vermiştir. Bu özdeşliği daha bir ayağı yere basarak, Demokrasi, piyasanın bağımsız değişken olarak belirlediği bir fonksiyondur, yani, Demokrasi=f(Piyasa) biçiminde anlamamız gerekiyor. Hasan Cemal haklıdır. Küreselleşmiş kapitalizme bağlı bir yazar olarak demokrasiyi en kısa yoldan böyle tanımlamalıdır. Bu tanımın varacağı tek nokta vardır. İngiliz İktisatçısı Robinson’un çok güzel belirlediği gibi dünyada “Serbest Rekabet Piyasası” hiçbir zaman olmamıştır, böyle bir piyasa kapitalist ekonomi politiğin kurucularının kuramlarının dayandırdığı bir varsayımdan ibarettir. O halde noksan rekabetin yani piyasaya tekellerin egemen olduğu bir ortamda demokrasinin sınırlarını da bu piyasa egemenleri belirleyecektir.
Bu açıklamalara, İmparatorluğun dünyaya ihraç etmek istediği demokrasinin ancak küresel sermayenin çıkarlarını koruyacak bir zırhın parçası olarak algılanması gerektiğini göstermek amacıyla yer verdim. O halde demokrasi bugün sermaye sınıfına özgü bir yalandır. Eşitlik (her anlamda) bu düzenin olmazsa olmaz bir öğesi değildir.
Piyasa yanlı sermaye lehine çalışır. Sermaye için ulusal söz konusu olamaz. Güneydoğu’da şehitler verildiği, dağlarda kan ve ölümün kol gezdiği bu günlerde Borsa indeksinin tavan yapmasının anlamı budur. Olayları sınıf gözlüğü ile görmezsek yanılgımız büyük olur. Enflasyondan ulusal gelirin hesaplamasına kadar ulaşılan tüm verilerin sermaye açısından uygun görülen yöntemlerle saptandığını bilmezsek şaşırırız. ÖTV ve KDV gibi dolaylı vergilerin oranlarını yükseltirken, yabancı sigara şirketlerine bu zamları fiyatlarınıza yansıtın diyen Maliye yetkililerinin sınıf iktidarının çıkarlarını yansıttığını bilirsek olayın gerçek yüzünü görürüz.
Son referandum Türkiye’deki demokrasinin ne denli “Yalan” olduğunu ortaya çıkardı. Katılımın yüzde 68 oranına dayandığı bu referandumu 13 milyona yakın seçmen sandık başına gitmeyerek protesto etmiştir. Hayır oylarını da buna katarsak ancak yüzde 50’ye ulaşabiliyoruz. Kısacası seçmenin yüzde 50’si bilgisi olmadığı bir soruya “Şef” öyle istedi diye “Evet” demiştir. Meclisteki milletvekillerini, Genel Başkanlar ve çevresi atamaktadır. İşine gelenlerce doğrudan demokrasi diye tanımlanan referanduma şef’in isteği doğrultusuna büyük yığınlar gözü kapalı “Evet” oyu atmaktadır. Peki şefi kim belirliyor? Küresel sermayenin çıkarları. Kısacası Papa’nın diz çöktürdüğü krallar, senyörler örneği aşiretleştirilmiş, cemaatleştirilmiş ulusların atanmış reisleri, büyük ağabeyin gözetiminde bir “Yalan Demokrasi” oyunu oynamaktadırlar.
Bu işçi sınıfının, ezilen yığınların, eşit olmak bir yana serfleşen yeni çağ kölelerinin arzuladığı bir demokrasi değildir. Yeni emperyalizmin sınırlarını çizdiği, piyasaya bağımlı, markalarla gözlerin boyandığı, alışveriş merkezlerinin yarattığı masal alemleri ile donatılmış, medyasında “Binbir Gece” öyküleri ile uyutulan, yalanlara dayanan bir demokrasi, Yalan Demokrasi’dir.
Başlarımızı öne eğdiren, seslerimizi türlü bahanelerle kısan, sadece bize ihsan ettikleriyle yetinmemizi söyleyen, sosyal hizmetleri sadeleştiren, patronların ve seçkinlerin özel korunmalı asri şatolarında yaşadığı bir çağa merhaba diyoruz: YENİ ORTAÇAĞ. Üstelik o çağa özge dingin, ruh sağaltıcı müziğinin tınısından da mahrumuz.
|
Daha çok piyasa ve daha çok metalaşma* Cem Terzi |
|
İçe patlama İlker Belek |
|
Ekim sonu itibariyle gelinen nokta Kemal Okuyan |
|
Yeni Ortaçağ'ın demokrasisi Tevfik Çavdar |
![]() | Babacan Tahran'da nabız yokladı |
![]() | 'İhlal' mi, izinli geçiş mi? |
![]() | Küba Dostları kentlerimizi tartıştı |
![]() | Kitap fuarında solun görevleri tartışıldı |
![]() | Fidel Castro: Bush, bir 'mambi' mi? |